Başbakan Tatar: Özgürgün’ün dosyası Meclis’e gelirse engel olmayız

Başbakan Tatar: Özgürgün’ün dosyası Meclis’e gelirse engel olmayız

“EĞİLEN, İTİLEN KAKILAN DEĞİL, DİK DURUŞ”… “Hedefimiz Kıbrıs sorununda daha dik duruş, hükümette uyumdur. Eğilen, itilen kakılan değil de, Kıbrıs sorunu konusunda duruşu olan, Türkiye’yle ilişkileri iyi noktaya getirebilen görüntü önemlidir. Devletin borçları arttı, kamu maliyesinde büyük sıkıntı var. Ekonomide söz sahibi olmak, ekonomi ağırlıklı söylemleri ön plana çıkarmak istiyoruz ki; halk, iş dünyası, çeşitli çevreler ve Türkiye, ekonomiye ağırlık veren bir hükümet modeli oluşturduğumuzu görsün.”

“BÜYÜKELÇİYLE HER ZAMAN MUHABBETİMİZ VAR”… “TC Lefkoşa Büyükelçisi’yle kahve içildi derken, bizim her zaman muhabbetimiz var demek istedim. Ben her zaman gidip, geliyorum. Ekonomik konularla ilgili de görüş alışverişi olur, bu da bana güç verir. Doğru anlayış ve doğru zeminde bu işleri yapabilmek, işimizi kolaylaştırır. Bunlar telkin değil. Ben kendi kararımı kendim veririm. Kimse bana şunu, bunu demez.”

“BİZDEN SONRA GEVŞEMELER OLDU”… “Giderayak gelirleri artıcı, tasarruf yapıcı tedbirler alındı. Bu çalışmaları son çare olarak algıladım. Ekonominin kayıt altına alınması önemli. Kurumsallaşmış bir KKTC hedefiyle yönlendirme yapıyoruz ki, vergi kaçağı olmasın. Bizim dönemimizde bu iş çok sıkıydı, bizden sonra biraz gevşemeler oldu, müdürler, müsteşarlar değişti ama bizde istikrar olacak. Kayıt dışılığa el atılacak, devletin gelirleri de bir ölçüde artırılacak.”

“SADECE 2019 İÇİN PROTOKOL ÖNERDİK”… “Türkiye’yle ekonomik protokolü sadece 2019 yılı için imzalamayı öngörüyoruz. 2020-2021-2022 yıllarını kapsayan protokolünde bütçe öncesi imzalanacak noktaya getirilmesini hedefliyoruz ki, o protokol bizi seçime kadar götürebilsin. Ekonomik protokolle ilgili Türkiye’den de yetkililerle görüşüldü, onlar da bu durumu değerlendiriyor.”

“UBP, TMT’NİN SİYASİ HAYAT BULMASIDIR”… “UBP tabanı Türkiye’ye gönülden bağlıdır. Aşırılığa hiç gerek yok ama KKTC’ye yürekten inanan, Türkiye’yle birlikte bu yolu yürüyen insanların partisiyiz. Hatta kendi içimizde yaptığımız değerlendirmelerde, UBP’nin TMT’nin devamı, siyasi hayat bulmasıdır diyoruz.”

“YOLLAR YARIM KALDI ÇÜNKÜ UBP HÜKÜMETTE YOKTU”… “Çevre yollarının hepsi için benim Maliye Bakanı olduğum yılda ihaleye çıkıldı. Girne’nin batı çevre yolu tamamlanmıştır, Alsancak yolu kaldı. Niçin? Çünkü UBP hükümette yoktu. Güzelyurt’tan Lefke’ye olan yol, Lefkoşa çevre yolu kaldı. Niçin? Çünkü UBP yoktu. Biz hükümette olsaydık hepsi bittiydi. Şimdi hedefimiz bütün bu yolları bitirmek. Bütün bunların yapılabilmesi için Türkiye’nin desteğine de ihtiyacımız olduğundan ilişkilerimizi o şekilde yönlendiriyoruz.”

“GİRNE SAHİLLERİNİ SANTRALLE Mİ DÖŞEYECEĞİZ?”… “Şimdi gündem Türkiye’den KKTC’ye kabloyla elektrik getirilmesidir. Şu andaki yenilenebilir enerjinin kısıtlı olması kablo olmamasından kaynaklıdır, güneş olmadığında ya da kış aylarında KIB-TEK’e ihtiyaç vardır. Bu nedenle yedek kapasite olması gerekiyor. Bunun için de yedek santral alınması lazım. Şimdi 4 tane gerekiyor. 10 sene sonra 14 tane daha santral ihtiyacı doğacak. Girne sahillerini santrallerle mi döşeyeceğiz? O bacalardan çıkan duman ne olacak? Keşke öyle bir ortam olsa da Rum da bizden elektriği alabilse.”

“ÖZYİĞİT MEYDAN OKUDU, DAHA ÖNCE NİYE AÇIKLAMADI?”… “Hükümet programının görüşüldüğü gün mecliste konuşan Sayın Özyiğit, Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin Türkiye’ye devrinin istendiğini ama kabul etmediğini bu yüzden kendisiyle görüşmediklerini söyledi. Bu meydan okumadır. Bunu zamanında niye açıklamadı? Belki o zaman biz de söylemlerimizle destek olurduk. Ne gizledin, ne sakladın. Şimdi bu açıklamayı yapmakla birilerini ve ortamı geriyorsun?”

“ÖZGÜRGÜN’ÜN DOSYASI MECLİSE GELİRSE ENGEL OLMAYIZ”… “Hüseyin Özgürgün, başbakanlık yapmış, partimize genel başkanlık etmiştir. Taraftarları, sevenleri var. Bu süreci iyi yönetmek lazım. Bir iddia varsa, yasal süreç var. Meclise de gelirse engel olunmaz ama bu konuyu artık konuşmanın bir anlamı yoktur. Sayın Özersay’la da konuştum. Bu söylemler sürece fayda sağlamaz.”

“ALİ PİLLİ’Yİ SEÇMESEM KIRILACAKTI”… “Benim için herkes eşdeğer, değerli, kendi dalında uzman. Ama elimde 7 bakanlık var, 10 bakanlık yok. Kabine için çok düşündüm, zorlandım. ‘Maliye Bakanlığı’nı kim yapabilir?’ dedim, elimi vicdanıma koydum ve Olgun Amcaoğlu’nu uygun gördüm. Hasan Taçoy da Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’nı yapabilecek en iyi kişiydi. Yoksa başka hesaplardan değil. Telkin, melkin yok. Ali Pilli’ye de evvelden Sağlık Bakanlığı sözü verdim. Orada kafamda bir tereddüt oldu. Sucuoğlu’nu seçersem Ali Pilli kırılacaktı diye sıkıntı yaşadım.”

“DERVİŞ BEY’LE KALP KIRIKLIKLARI OLABİLİR AMA HALLEDERİZ”… “Derviş Bey’in (Eroğlu) gücünü kabul etmek lazım ama ben parti tabanına bakıyorum. UBP çok büyük bir partidir. Derviş Bey’in partimize çok büyük katkısı oldu, emeği geçti. O bizim onursal başkanımızdır. İstişare içerisindeyiz, bundan sonra da olacağız. Kalp kırıklıkları olabilir ama bunlar kalıcı şeyler değildir. Bu işi mutlaka hallederiz.”

“SAYIN AKINCI’YI SEVERİM”… “Sayın Mustafa Akıncı’yı çok severim. Çok beyefendi ve iyi bir insandır. Yıllardan beridir de kendisini tanıyorum. Saygım da büyüktür ama Kıbrıs politikası bağlamında görüşlerimiz biraz farklıdır. Bunu da dillendirmek doğaldır. Cumhurbaşkanı başka, Başbakan başka düşünebilir ama demokrasi vardır. ‘Ayar’ kelimesini de kullanırken, gideyim de fabrika ayarı çekeyim diye bir niyet yok. İçeride çok güzel konuşmamız oldu.”

Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Halkın Partisi (HP) koalisyon hükümeti, meclisten güvenoyunu aldı ve resmen göreve başladı.

UBP-HP Hükümeti’nin kuruluş aşamasında kamuoyunda birçok iddia tartışıldı. 4’lü koalisyon hükümetinin Türkiye’nin baskısıyla dağıldığı ve yine Türkiye’nin “talimatıyla” UBP-HP koalisyonunun kurulduğu iddiaları çok konuşuldu ama koalisyon ortakları bunu her seferinde yalanladı…

Kamuoyunda en çok konuşulan konulardan biri de UBP Genel Başkanı Ersin Tatar’ın kabineyi belirleme süreci oldu. Tatar’ın kabinede olmasını istediği isimleri “baskılar” sonucu değiştirmek zorunda kaldığı, partisinin onursal başkanı Dr. Derviş Eroğlu’nun da kendisine telkinlerde bulunduğu hatta kızı Resmiye Canaltay’ın kabinede yer almamasından dolayı aralarının bozulduğu iddiaları hâlâ konuşuluyor.

Tam hükümetin kurulma aşamasında Ersin Tatar’ın TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri’yle kahve içmeye gitmesi de ardı ardına gelen tartışmaların dozunu artırdı. Hatta bazı kesimler bu durumu “İşte hükümetin Türkiye’nin telkiniyle kurulduğunun kanıtı” iddiasını da ortaya attı.

KIBRIS, Başbakan Ersin Tatar’ı makamında ziyaret etti ve kamuoyunda çok konuşulan bu konuları ele aldı.

Tatar’a “baskılar ve telkinler” konusundaki iddiaları tek tek sorduk… Her sorumuza da yanıtı net oldu Tatar’ın: “Telkin, melkin yok. Ben kendi kararımı kendim veririm. Kimse bana şunu, bunu demez.”

Tatar, TC Lefkoşa Büyükelçisi’yle de kahve içtiğini, her zaman muhabbetleri olduğunu elçiliğe her zaman gidip, geldiğini, ekonomik konularla ilgili de görüş alışverişinde bulunmalarının kendisine güç verdiğini söyledi.

Kabineyi belirlerken de çok zorlandığını ama duygusal kararlar vermek yerine iş yapacak insanları o koltuklara seçtiğini belirten Tatar, Dr. Eroğlu’nun kendisine bu konuda “baskı” yapıp, yapmadığıyla ilgili sorumuza “Derviş Bey’in gücünü kabul etmek lazım ama ben günün sonunda parti tabanına bakıyorum. O bizim onursal başkanımızdır. İstişare içerisindeyiz, bundan sonra da olacağız. Kalp kırıklıkları olabilir ama bunlar kalıcı şeyler değildir. Bu işi mutlaka hallederiz” diye yanıt verdi.

Bizim aracılığımızla bayram mesajı da veren Tatar’ın söylediklerinde “kırgınlıkların kimseye faydası yok” ifadesi oldukça ilgi çekiciydi…

Tatar, şöyle dedi:

“Bayramlar, kırgınlıkların aşılmasına vesile olan günlerdir. Kırgınlıklar ve dargınlıkların kimseye faydası yoktur. Kimseyle sıkıntım, derdim yok. Halkımızın bekası için çalışıyoruz. Demokrasiyi çalıştıralım ve nezaket içinde çalışmaları yürütelim.”

SORU 1: Hükümetin görev süresi dolduğunda nasıl bir ülke bırakmış olmak istersiniz? “Önceliğimiz ekonomiyi kalkındırmak” sözüyle yola çıktınız. Göreve başladıktan sonra devletin ekonomik tablosunu nasıl buldunuz, ülke ekonomisini kalkındırmak için neler yapmayı düşünüyorsunuz? Kısa-orta-uzun vadede yapacaklarınız belli mi?

TATAR: Şu an enkaz ve büyük bir sıkıntı var. Umut yok, sektörlerin hepsi düşüşte. Döviz krizi ve dış faktörler de buna etkili olmuş olabilir. Ama bizim hedefimiz Kıbrıs sorunu konusunda daha dik duruş, hükümet içerisinde uyumdur. Türkiye’yle birlikte bu işi yönlendirebilen ve Kıbrıs halkına o duruşu sergileyebilen bir hükümet amaçlıyoruz. Eğilen, itilen kakılan değil de, Kıbrıs sorunu konusunda bir duruşu olan, Türkiye’yle ilişkileri iyi noktaya getirebilen, KKTC halkının geleceği için o ortamı yaratabilecek görüntü benim için önemlidir. Herkesin görüşüne saygım sonsuzdur ama daha ulusalcı bir hükümet, Kıbrıs Türk halkına inanan ve güvenen bir imaj yaratmak hayalimdir.

Ekonomik anlamda da Türkiye’yle iyi ilişkiler içerisinde, tüm sektörlerin ayağa kalkabileceği, turizmde yatak kapasitesinin, turist sayısının artacağı bir ortam düşünüyoruz. Sadece casino turizmi değil, eko turizm ve KKTC’nin diğer yönleriyle de turizmde bir hamle yapabileceği, sosyal hayatta, sağlık hizmetlerinden trafiğe kadar daha fazla insanların güvenebileceği yapıyı oluşturmak arzusundayım. Bu karneyle hükümetten gitmek temennimdir.

“Ekonomi ağırlıklı bir Başbakanlık yaratmaya çalışıyorum”

Devletin ekonomik tablosunda borçlar artmıştır. Kamu maliyesinde büyük sıkıntı vardır. Türkiye’yle ekonomik işbirliği protokolü öyle ya da böyle hâlâ imzalanmamıştır. Dolayısıyla taahhüt edilen kaynakların gelmediğini biliyoruz. Eski protokollerden olan alacakların da alınamadığı söylenmektedir. Bunların düzeltilmesi gerekiyor.

Uyum içerisinde çalışan, verilen sözleri tutabilecek bir hükümet, Türkiye’yle de iyi ilişkiler içerisinde bütün bu meselelerin halledilmesi lazım. Mutlaka sıkıntılar devam edecektir. Ama plan ve programın umut vermesi gerekiyor. Başbakanlık’ta, iktisatcı, ekonomist, Maliye eski Bakanı olarak Devlet Planlama Örgütü’yle işbirliği içerisinde çalışacağım. Müsteşarlarımın hepsi de ekonomi ve teknoloji üzerine uzman. Suat Yeldener, kamu-özel ortaklıkları üzerinde daha önce çalıştı, Ömer Köseoğlu ise daha önce de Başbakanlık’ta Ekonomi Müsteşarlığı yaptı, Şirketler Mukayyitliği’nden gelmiş, Ekonomi Bakanlığı’nda da uzun süre çalışmış bir kişi. Ekonomi ağırlıklı bir Başbakanlık tablosu yaratmaya çalışıyorum.

Ekonomide söz sahibi olmak, yön vermek ve Başbakan’dan tut diğer bakanların da ekonomi ağırlıklı söylemleri ön plana çıkarmayı istiyoruz ki; halk, iş dünyası, çeşitli çevreler ve Türkiye, ekonomiye ağırlık veren bir hükümet modeli oluşturduğumuzu görsün.

Umut verebilmek istiyoruz. İşin özü o ortamı yaratabilmektir. Sonra inancın da gelişeceğine inanıyoruz.

SORU 2: Diyelim ki Türkiye’yle ekonomik protokol imzalandı ama geçmiş hükümette olduğu gibi Türkiye’den kaynak akışı gecikiyor. 4’lü koalisyon hükümetinin yapmaya çalıştığı “kendi kaynaklarımızla işleri yürütme” modelini sürdürmeye hazır mısınız? Hatta bu yönteme yeni katacaklarınız var mı? Sistemi hep bunun üzerine kurup, Türkiye’den gelen kaynağı daha verimli kullanmak mümkün mü?

TATAR: Giderayak gelirleri artıcı, tasarruf yapıcı tedbirler alındı. Tamam da, önceden ne yapmadınız? Türkiye’den kaynak gelse de bu tedbirlerin alınması gerekiyor. Ekonominin bir yere gidebilmesi için her zaman tedbir şarttır. Giderayak bu çalışmaların yapılmasını son çare olarak algıladım.

Gelirlerin artırılması için ekonominin kayıt altına alınması gerekiyor. Biz bu çalışmaların içerisinde çok bulunduk. Ekiplerimiz de var. Ekonomiyi kayıt altına almak, teknolojiyle birlikte başarılı olur. Yani e-devlet projesi, gümrükte ve vergide birbirini tanıyan otomasyon projeleri gibi çalışmalar devam ediyor.

Ekonominin kayıt altına alınması, kurumsallaşmış bir KKTC hedefiyle yönlendirme yapıyoruz ki, vergi kaçağı olmasın. Bu durum kurumsal yapıda olmaz. Bu daha çok aile işletmelerinde, küçük küçük işletmelerde olur. Onun da denetimi mutlaka yapılacak. Bizim dönemimizde bu iş çok sıkıydı, bizden sonra bana gelen bilgilere göre biraz gevşemeler oldu, müdürler, müsteşarlar değişti. Ama bizde istikrar olacak. Kayıt dışılığa el atılacak, devletin gelirleri de bir ölçüde artırılacak.

“TC’yle protokol önce 2019 için imzalansın önerimiz var”

Türkiye’yle de ekonomik protokolü sadece 2019 yılı için imzalamayı öngörüyoruz. Çünkü 2019’un ortasına geldik. 2019-2020-2021 protokolünün imzalanması sıkıntı yaşatır, çünkü sürenin yarısı geçti. Bu nedenle sadece 2019 için bir yıllığına protokol imzalanması görüşümüzü ilettik.

2020-2021-2022 yıllarını kapsayan protokol için de bütçe öncesi yani ekim ayı öncesinde imzalanacak noktaya getirilsin ve o protokol bizi seçime kadar götürebilsin.

Ekonomik protokolle ilgili Türkiye’den de yetkililerle görüşüldü, onlar da bu durumu değerlendiriyor.

SORU 3: Geçmişte UBP’li yetkililerin “Türkiye’den para istemeyi de almayı da beceren tek parti UBP’dir” gibi sözler söylediği biliniyor. Bu söz sizi bağlar mı, UBP’nin iktidarda olması Türkiye ile ilişkilerin düzeldiği anlamına mı gelir? Türkiye’den para istemeyi bilmek mi daha iyidir, yoksa kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmek mi?

TATAR: Ulusal Birlik Partisi tabanı Türkiye’ye gönülden bağlı olan insanlardır. Bu bir gerçek. Aşırılığa hiç gerek yok ama KKTC’ye yürekten inanan, Türkiye’yle birlikte bu yolu yürüyen insanların partisiyiz. Hatta biz kendi içimizde yaptığımız değerlendirmelerde, UBP’nin TMT’nin devamı, siyasi hayat bulmasıdır diyoruz.

Bu biziz ve başarılı olduğumuza inanıyoruz. Çünkü KKTC’nin en büyük eserleri olan üniversiteler, havalimanı, limanları, sosyal konut projeleri, İrsen Küçük’ün bakanlık döneminde yapılan bir takım göletler, drenajlar UBP döneminde yapıldı… Çok insanın emeği var, çok güzel eserler bırakmışlardır.

Çevre yollarının hepsi için benim Maliye Bakanı olduğum 2009 yılında ihaleye çıkıldı. Girne’nin batı çevre yolu tamamlanmıştır, Alsancak yolu kaldı… Niçin kaldı? Çünkü UBP hükümette yoktu. Güzelyurt’tan Lefke’ye yol, Lefkoşa çevre yolu kaldı. Niçin? Çünkü UBP yoktu.

Biz hükümette olsaydık o dönemden bugüne hepsi bittiydi. Şimdi hedefimiz bütün bu yolları bitirmek. Yollar bitince trafik rahatlayacak, zaman tasarrufu olacak, kazalar azalacak. Bütün bunların yapılabilmesi için Türkiye’nin desteğine de ihtiyacımız olduğu için ilişkilerimizi o şekilde yönlendiriyoruz.

Ekonomik programlarla da zaten IMF önümüze bir reçete koysa memlekette taş taş üstüne kalmaz. IMF ile Dünya Bankası raporlarını gördüm. Türkiye’nin öyle bir dayatması da yok. Türkiye bazı meselelerde iktisatçı zihniyetin vizyonunu ortaya koyuyor. Öyle dayatma falan yoktur.

Eğer günün sonunda bütçe yetersizse, tasarrufa gidilecek. Eğer bir yapı verimsizse özelleştirmeyi pek kullanmıyoruz, yap-işlet-devret modeli veya kamu özel ortaklığına gidilir.

Limanlarda da Telefon Dairesi’nde de böyledir. Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu biraz daha hassas bir konudur. O konuya şu anda pek girmek istemiyorum ama özelleştirme orada da oldu zaten. Aksa nedir? Bu işte zamanında Ahmet Uzun’un da Ferdi Sabit Soyer’in de imzası var.
“Girne sahillerini santrallerle mi döşeyeceğiz?

O bacalardan çıkan duman ne olacak?”

Şimdi gündem Türkiye’den KKTC’ye kabloyla elektrik getirilmesidir. Çünkü daha kaliteli, çevreci, daha ucuza olabilmesi için bu model gündemimizdedir. Türkiye’yle de konuşuyoruz onlar da sıcak bakıyor. Bazı pürüzlerin olduğu söylenmektedir. Ama o mutlaka Elektrik Kurumu’nun yapısına değişiklik getirecektir.

Kabloyla elektrik projesiyle birlikte yenilenebilir enerji de hayat bulacak. Şu andaki yenilenebilir enerjinin kısıtlı olması (yüzde 20’ye kadar) kablo olmamasından kaynaklıdır, güneş olmadığında ya da kış aylarında KIB-TEK’e ihtiyaç vardır. Bu nedenle yedek kapasite olması gerekiyor. Bunu sağlamak için de ihtiyaçlara göre yedek santral alınması lazım. Şimdi 4 tane santral alınması gerekiyor. 10 sene sonra 14 tane daha santral ihtiyacı doğacak. Girne sahillerini santrallerle mi döşeyeceğiz? O bacalardan çıkan duman ne olacak? Bu iş gitmez, geçicidir.

Bu işi çözecek olan kabloyla elektrik projesidir. Fazla güneşte ürettiğin varsa satacaksın, ihtiyacın olursa alacaksın. Keşke Rum da bağlansa bu iş olup gitse. Enterkonnekte AB’nin kuralıdır. Rum, Avrupa’ya bağlanmak için milyar dolar ister, bizim buraya bağlanmamızın maliyeti üçte biri bile değil. Keşke öyle bir ortam olsa da Rum da bizden alabilse elektriği.

Türkiye bu konuda AB’ye bağlıdır.

(-Uluslararası bir sıkıntı olduğu söyleniyor- yorumu üzerine) Sayın Erdoğan talimat verirse, hiçbir sıkıntı olmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin en yetkili makamları ‘bu işi çözeceğiz’ diyor.

Bu proje Kıbrıs Türkü için vazgeçilmez bir projedir.

Dolar böyle yükseldikçe elektrik maliyetleri daha çok artacak. Ama kablo projesi öyle değil. Doğalgaz, nükleer, barajlardan, güneşten her yerden üretimi var. Bu üretim ortak havuza düştüğünde maliyetin yarısıdır.

SORU4: “UBP hükümette olmadığı için ülkeye yatırım da olmadı” dediniz. Sizce, TC, 4’lü koalisyon hükümetinin yatırım yapacağını düşünmediği, onlara güvenmediği için mi protokolü imzalamadı?

TATAR: Bu konular çok gündeme geliyor ve ben çok üzülüyorum. Günün sonunda ben gerçeğe bakıyorum. Gerçek sen yönetemedin, ilişkini kuramadın.

Hükümet programı görüşmesinin olduğu meclis toplantısı gününde Sayın Cemal Özyiğit’in Hala Sultan

İlahiyat Koleji’nin Türkiye’ye devrinin istendiğini ama kabul etmediğini bu yüzden kendiyle görüşmediklerini söyledi. Bu meydan okumadır. Bunu daha önce zamanında niye açıklamadı? Belki o zaman biz de söylemlerimizle destek olurduk. Ne gizledin, ne sakladın. Şimdi bu açıklamayı yapmakla birilerini ve ortamı geriyorsun.

Gerginlik yaratmaya gerek yok. Bizim hassasiyetlerimiz, duyarlılıklarımız, halkımızın beklentileri var. Bu nedenle halkımızın sevmediği, beğenmediği, kabul etmeyeceği işlere girmeyiz.

(-Protokol de dahil mi?- sorusu üzerine) Evet… Karşı tarafı ikna etmek, orta yolu bulmak bizlerin görevidir. UBP de bunu becerir. UBP, Türkiye’ye yakınlığıyla, samimiyetiyle, iyi ilişkileriyle bilinir. Türkiye’ye biz çok gidip geliyoruz. Ortak çok arkadaşlarımız vardır.

Şimdi sen hiç aramazsan, uğramazsan, o bağı kurmazsan nasıl ilişki olacak. İki devlet arasındaki ilişkiyi yönlendiren insanlardır. Bu insanlar konuşmazsa, bu iki devlet kime konuşacak. Konuşacak devlet yoktur ya da ilişki kuracak. Köprüleri kuracak olan insanlardır.

SORU 5: Bazı kesimlere, UBP- HP Hükümeti’nin Türkiye’nin telkiniyle kurulduğunu düşündüren şey nedir? Böyle bir intiba doğması sizden mi yoksa daha çok ortağınızdan mı kaynaklanıyor? Tam hükümet kurulurken Türkiye Büyükelçiliği’ne kahve içmeye gitmenin yanlış anlaşılacağını düşünmediniz mi?

TATAR: Kahve içerken konuşursun da… Kahve içildi derken, bizim her zaman muhabbetimiz var demek istedim. Ben her zaman gidip, geliyorum. Günün sonunda bir takım meseleler var. Ekonomik konularla ilgili de görüş alış verişi olur, bu da bana güç verir. Doğru anlayış ve doğru zeminde bu işleri yapabilmek, işimizi kolaylaştırır. Bunlar telkin değil. Ben kendi kararımı kendim veririm. Kimse bana şunu, bunu demez. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu olamaz.

SORU 6: İlk kez HP’ye bir televizyon programında sitem ettiniz. Sayın Özersay’ın Sayın Özgürgün ile ilgili sözlerini eleştirdiniz. Neden zamanı değildi bu eleştirilerin? Güven oylaması yapılma çalışmalarında kişilerin kışkırtılmasına neden olur diye mi?

TATAR: Ben bu işi şu ana kadar iyi götürdüm. Kahve muhabbeti var mıydı, yok muydu noktasından nerelere geldik. Şimdi kabul etmek lazım. Hüseyin Özgürgün, başbakanlık yapmış, partimize genel başkanlık etmiş bir kişidir. Taraftarları, sevenleri tabii ki var. Bu süreci iyi yönetmek lazım. Bir iddia varsa, yasal süreç var. Meclise de gelirse engel olunmaz. Ama bu konuyu artık konuşmanın bir anlamı yoktur. Ben halkın nabzını da yokluyorum, gündemi de sürüklerim. İki parti koalisyonu kurduktan sonra artık bizim icraata bakmamız lazım.

Uyum içerisinde çalışacak bir hükümet yarattık. Şimdi siz bu olayı dürttüğünüzde bir takım sıkıntılar doğdu.

Sayın Özersay’la da konuştum. Bu söylemler sürece fayda sağlamaz. Eminim o da bunu takdir edecektir.

Koalisyon hükümetinin kurulmasına önderlik ettim. Partimin içinde farklı düşünenler de vardı. Erken seçime gidip, tek başımıza iktidara gelelim istendi ama ben erken seçim denildiğinde bunun beş ay sonra olacağını, bu sürede ekonomik protokol yok, sektörler inim inim ağlıyor ne olacağını sorguladım. Bu nedenle erken seçim benim tercih ettiğim bir seçenek olmadı. Partimden yüzde 100 onay alarak hükümeti kurdum. Bu nedenle onların hassasiyetlerine de duyarlı olmam lazım. Bu nedenle dikkatli olunmasında fayda var.

SORU 7: Hükümet ortağınıza bir de cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik uyarı yaptınız. Olur da ikinci turda UBP’nin adayı yarışamaz ve Özersay UBP’lilerden oy isteyecekse “sözlerine dikkat etmeli” diyorsunuz. Yani Özersay, UBP’nin geçmişine yönelik eleştirilerine son mu vermeli?

TATAR: Eğer destek isteyecekseniz, UBP’yi böyle gereksiz yere rencide etmemek lazım, siyasetinizi ona göre kurgulamanız gerekiyor ki; maksimum desteği bulabilesiniz. Parti tabanından bana gelen mesajlar bu yöndedir.

Şu andaki pozisyon cumhurbaşkanlığı seçimlerinde UBP’nin kendi adayını çıkarması noktasındadır. Eğer ikinci turda Sayın Özersay, Sayın Akıncı ile Erhürman’la karşı karşıya gelirse, her ne kadar da bazı hoşnutsuzluklar olsa da milliyetçi oyların, UBP oylarının Kudret Özersay’a gideceği görüşündeyim.

Ama bazıları o kadar tepkilidir ki; ‘Özersay’a oy vereceğime gider Akıncı’ya veririm’ der. Sol görüşlü olanlar da gelip Kudret’e oy verebilir. Çünkü duruşu, söylemleri o taraftan da oy çekebilecek şekildedir.

Eğer cumhurbaşkanlığı seçimlerinde o noktaya gelirse de destek ister, o zaman söylemlerine dikkat etsin. Kendi bilir, akıllı adamdır.

SORU 8: Parti içinde kişilerin makam istemesi, alamayınca da küsmesi, tepki göstermesi normal midir sizce? Siz de zamanında bakanlık alamadınız? Nasıl bir duygudur bu? İnsan istenmediği hissine mi kapılır? Yedek kalmış oyuncu psikolojisi gibi midir? Siz nasıl hissetmiştiniz? Bu kırgınlıklar ne kadar sürer? Siz bunların üstesinden geleceğinize inanıyor musunuz?

TATAR: Zamanında bakanlık alamayınca ben daha çok çalıştım. Şimdi de bakanlık alamayıp mağdur olan arkadaşlar komitelerde daha çok çalışacak.

Hükümetler kısa gidiyor bu nedenle başka fırsatlar doğuyor. Bazen hükümet 5 sene gider, o zaman mağduriyet daha büyük olur. Ben 5 sene dışarıda kaldım. Şimdi zaten seçime 3 sene kaldı. Bir yıl da erken olduğunu düşünsek 2 yıl sonra seçim. Yani başka fırsatlar doğacak ama bu arada birileri hata yapar, değiştirirsiniz, başkasını koyarsınız… Bütün milletvekilleri, performansıyla meclis kürsüsünde, halkın içinde olmalı, partiye katkısını koymalı ki, hemen ilk fırsatta yer bulabilsin.

Partiye aykırılık yapan, biter. Bizim partimiz böyledir, not kırar.

Ben kaybettim, tekrar çalıştım, tekrar tekrar çalıştım ve buralara geldim. Yaşadığım mağduriyeti lehime çevirdim. Bunları da arkadaşlarıma da anlatıyorum.

Partimde kırgınlık falan yok… Hüseyin Özgürgün de güvenoyu oylamasına gelecekti ama olaylar olunca vazgeçti.

SORU 9: Kabineyi belirleme sürecinde, üzerinizdeki baskılardan dolayı sizin bir gecede karar değiştirmek zorunda kaldığınız söyleniyor. Resmiye Canaltay, İzlem Gürçağ ve Sunat Atun’un bakanlık görevi alacağı söylenmişti. Bu isimleri bakan olarak seçmemenizde özel bir neden var mı?

TATAR: Bütün süreçte zorlandım. Benim için herkes eşdeğer, değerli, kendi dalında uzman. Ama elimde 7 bakanlık var, 10 bakanlık yok. Olgun Amcaoğlu ilk kez seçildi ama Maliye Bakanlığı görevini yapabileceğini düşündüm.

Kabine için çok düşündüm. Meclise ilk kez giren isimlerin, 1-1.5 yıl sonra bakanlık görevine gelmesi, süratli bir tırmanış olur diye aklımdan geçti ama bu kuralı da Olgun Amcaoğlu’yla bozdum. İlk kez vekil seçilenleri bakan yapmamanın doğru olduğunu düşündüm. Maliye Bakanlığı’nı kim yapabilir diye düşündüm. Elimi vicdanıma koydum ve bu kadro içerisinde Olgun Amcaoğlu, hem Maliye’den yetişmiş, hem halkın içinden biri, milletvekili de seçildi, Başbakanlık’ta da Ulaştırma Bakanlığı’nda da müsteşarlık yaptı.

Kurultay hesabı veya başka hesap… Vicdana sığmazdı… Ve Maliye Bakanı olarak Amcaoğlu’nu seçtim.

Hasan Taçoy da Ekonomi ve Enerji Bakanı oldu. Taçoy’un geçmişine, tecrübesine baktığında benim kadromda bu işi en iyi yapacak adam Taçoy’dur dedim. Kendisine teklif ettim, kabul etti ve aldım. Taçoy, işletmecidir, Amerika’da okudu, esnafla iç içedir, insanlarla iyi ilişkisi var, ticaret de yaptı, Elektrik Kurumu’nda çok iyi de işler yaptı.

Bu göreve onu yakıştırdım, onu seçtim. Yoksa başka hesaplardan değil. Telkin, melkin yok.

Duygusal davranmadım. Ama evet doğrudur, bazı sıkıntılarım oldu.

(-Partisel dengeler bozuldu gibi…- yoruma karşılık) İş yapacak birilerini getirdim ben göreve.

Ali Pilli, benim çok eski dostum ve şimdi Sağlık Bakanı. Ona taa evvelden Sağlık Bakanlığı sözü verdim. Orada kafamda bir tereddüt oldu. Faiz Sucuoğlu daha önce Sağlık Bakanlığı yapmıştı o mu devam etsin yoksa Ali Pilli mi olsun diye düşündüm. Sucuoğlu’nu seçersem Ali Pilli kırılacaktı diye sıkıntı yaşadım. Faiz Bey de ısrarcı olmadı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı kimse küçümsemesin, çok zor bir bakanlıktır.

SORU 10: Dörtlü koalisyon hükümetine yapılan eleştirilerden birisi de “hep 4 parça gibi göründüğü, bir bütün olamadığı” şeklindeydi. UBP-HP Koalisyon Hükümeti’nin 2 parça görüntüsü vermemesi için Sayın Kudret Özersay’la bu konuyu konuştunuz mu?

TATAR: Bu eleştirilere karşı ben hep uyum kelimesini kullanıyorum ve vurguluyorum. Türkiye’yle ya da ekonomik ilişkilerde, Kıbrıs sorununda Halkın Partisi’yle her yerde yüzde 100 uyumumuz vardır.

Halkın Partisi’nin milletvekillerine baktığınızda hepsi UBP kökenlidir. Kudret Bey’i pek bilmem ama o da Derviş Bey’le (Eroğlu) yakındı.

SORU 11: Partide Sayın Derviş Eroğlu gibi deneyimli ve tecrübelerinden yararlanılabilecek kişilerin olması bir bakıma avantajdır ama sözünün dinlenir ve söylediklerinin etkili olması bir anlamda parti başkanının başında Demokles’in kılıcı gibi durmasına neden olmaz mı? Örneğin kızını bakan yapmadınız diye size tavır alacağı, bunu da sizin için iyi olmayacağı söyleniyor. Ne dersiniz? Bu sorunu çözebilir misiniz? Kurultayda ve hükümeti kurma aşamasında Sayın Eroğlu size yardımcı oldu mu, tavsiyeleri ya da baskısı oldu mu?

TATAR: Derviş Bey’in gücünü kabul etmek lazım. Ama ben günün sonunda parti tabanına bakıyorum. UBP çok büyük bir partidir. 12-13 bin üyemiz vardır. Bunu istesek 20 bin de yaparız ama dikkatli gidiyoruz. Yüzde 40 oya sahibiz anketlere göre. Bu rakam, 200 bin seçmen varsa 80 bin insanın UBP’ye oy vermesi anlamına gelir. Şimdi ben bu 80 bin insana da bakarım, parti tabanıma da üyeme, teşkilatıma, vekillerime de bakarım, dinlerim.

Derviş Bey’in partimize çok büyük katkısı oldu, emeği geçti. O bizim onursal başkanımızdır. İstişare içerisindeyiz, bundan sonra da olacağız. Kalp kırıklıkları olabilir ama bunlar kalıcı şeyler değildir. Bu işi mutlaka hallederiz.

SORU 12: Sayın Akıncı’yla iyi bir başlangıç yapmadınız. Akıncı size hükümeti kurma görevini vermeden önce ve verdikten sonra sürekli kendisinin bu kararı vermekte geç kaldığını söylediniz. Ardından “ayar” tartışması yaşandı. Bu gerginliğin ardından Sayın Akıncı’yla birebir bir görüşmeniz oldu mu? Sonraki dönemde Cumhurbaşkanı Akıncı ile ilişkileriniz nasıl olacak?

TATAR: Hakemlerin ödül gecesinde beni Sayın Akıncı’yla oturttular. Öyle uygun gördüler. Hatta Sayın Akıncı, kürsüye çıkıp konuşacağında önce ‘Bu akşam Tatar bana dokunmadı’ dedi. Konuşmasına böyle başladı. Bunlar güzelliktir. Biz hiçbir zaman şahsen birbirimize hakarette bulunmadık.

Ben Sayın Mustafa Akıncı’yı çok severim. Çok beyefendi ve iyi bir insandır. Yıllardan beridir de kendisini tanıyorum. Saygım da büyüktür.

Ama Kıbrıs politikası bağlamında görüşlerimiz biraz farklıdır. Bunu da dillendirmek doğaldır. Cumhurbaşkanı başka, Başbakan başka düşünebilir ama demokrasi vardır.

‘Ayar’ kelimesini de kullanırken, gideyim de fabrika ayarı çekeyim diye bir niyet yok. İçeride çok güzel konuşmamız oldu.

Dört yıl önce seçildiklerinde durum bambaşkaydı. Özdil Nami’nin müzakereci olduğu dönemde 3 ay içerisinde Kıbrıs sorunu hallolacak dediler. Ben o zaman dedim bitmeyecek diye. O oldu, bu oldu… Çok yerlere gidildi. Sayın Mevlüt Çavuşoğlu geldi ve dedi ki “11 gün ben Crans- Montana’da kaldım”. Türkiye Cumhuriyeti gibi yoğun bir gündemi olan ülkeyi bıraktı gitti, Crans- Montana’ya asapları bozuldu çünkü karşı tarafın ne kadar samimiyetsiz olduğunu, Anastasiadis’in bu iş olmasın diye neler yaptığını gördü. Onların gayesi Kıbrıs’ı tamamıyla Avrupa Birliği’ne almaktır.

O federal kelimesinde onların (Güney Kıbrıs) anlayışı farklıdır. Onlara göre federasyon, çoğunluğun azınlığı idare ettiği Osmosis’e kadar giden günün sonunda üniter bir yapıdır onların düşündüğü. Türkiye bu modelde yoktur. Ne garantisi kalıyor ne askeri. Bu ortamda biz yok olur gideriz.

Bu federasyon bu saatten sonra mümkün değil. Bu nedenle Kudret Bey de biz de “tükendi” dedik. Türkiye de diplomatik anlamda diyor ki, federasyon da masada kalsın ama diğer seçenekler de olsun.

“AB içerisinde iki ayrı devlet”ten bizim anladığımız şimdiki durumdur. İki ayrı devlet var bu memlekette.