Fırat’ın doğusu, Libya derken İdlib yine kendini gösterdi

Fırat’ın doğusu, Libya derken İdlib yine kendini gösterdi

ANKARA cephesinde dikkatlerin önce Fırat’ın doğusunda yürütülen ‘Barış Pınarı harekâtı’na, ardından Doğu Akdeniz’deki deniz sınırları ve Libya’ya kaydığı bir sırada, Hatay’ın doğusundaki İdlib yeni bir sıcak krizin odağı olarak bir kez daha Türkiye’nin gündemine yerleşiyor.

Durumun ciddiyetini anlatabilmek için Esad rejimi ve Rusya’nın İdlib’in güneydoğusunda 19 Aralık Perşembe günü başlattıkları ‘İdlib Şafağı 2’ harekâtının doğrudan bir sonucuna dikkat çekebiliriz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Surman’daki (8) numaralı askeri gözlem noktası pazar akşamından bu yana rejim bölgesinin sınırları içinde kalmış bulunuyor.

Fırat’ın doğusu, Libya derken İdlib yine kendini gösterdi

(Yazıdaki haritada beyaz zemin üzerindeki mavi çizgilerle taralı kısımlar geçen hafta sonuna kadar büyük ölçüde silahlı muhalefetin elindeyken artık rejimin kontrolüne geçmiş bulunan alanı gösteriyor.)

Hatırlanacaktır, Esad Ordusu’nun geçen ağustos ayında sonuçlanan harekâtında da TSK’nın İdlib’in en güneyinde Han Şeyhun’un hemen altında Morik’teki (9) numaralı gözlem noktası rejim bölgesinin sınırları içinde kalmıştı. Böylelikle, Surman’da meydana gelen son gelişmeyle birlikte, Türkiye’nin İdlib’deki toplam (12+1) askeri gözlem noktasından 2’si, bugün Esad güçlerinin kontrolündeki bölgede kalmış bulunuyor.

Böyle olmakla birlikte, Ankara’daki güvenlik kaynakları, bu gözlem noktalarında görev yapan birlikler açısından endişe verici bir durumun bulunmadığını, (9) numaralı gözlem merkezi ağustos ayından bu yana rejim bölgesi içinde faaliyetini nasıl sürdürüyorsa, benzer bir durumun (8) numaralı nokta bakımından da geçerli olduğunu, ikmal yollarının kesilmesi gibi bir sıkıntı yaşanmadığını belirtiyorlar.

*

Burada altı çizilmesi gereken bir nokta var. Esad rejimi, haritada yeşil zemin üzerinde beyaz çizgiyle taralı olan güneydeki bölgeyi Rusya’nın bütün kuvvetli hava desteğine rağmen mayıs ayından ağustos sonuna yayılan uzun bir harekât sonunda büyük bir zorlukla alabilmişti. Buna karşılık, rejimin bu kez haritada mavi-beyaz çizgiyle taralı -neredeyse aynı büyüklüğe yaklaşan bir alanı- 4-5 gün gibi kısa bir zamanda ele geçirebilmesi ilk bakışta şaşırtıcı görünüyor.

Bu kez neden böyle kolay oldu? Türkiye’de akademik düzeyde en önemli İdlib otoritelerinden biri olan Doç. Serhat Erkmen, dün ‘fikirturu.com’ haber portalında kaleme aldığı İdlib’de büyük krizden önce son adım” başlıklı son derece bilgilendirici analizinde, bu soruyu bir dizi faktör üzerinden yanıtlıyor.

Bunlardan birincisi menzil küçültme faktörüdür. Esad rejimi ağustos ayında biten önceki operasyonda aynı anda dört cepheye yayıldığı için ateş ve insan gücünü bir bölgeye odaklayamamıştı. Oysa son harekâtta tek dar bir bölgeye odaklanarak önceki operasyonun 3-4 kat üstünde ateş gücü elde etmiştir. Erkmen, son derece ilginç bir istihbarat da veriyor. Buna göre, Rus ve Suriye donanmalarının Doğu Akdeniz’de yürüttükleri deniz tatbikatından da ciddi ateş desteği gelmiştir. Yani, Rusya İdlib’i Akdeniz’den de vurmuştur.

İkincisi, önceki operasyonda dağınık bir görünüm çizen Suriye ordusu ve bağlı milis güçlerin bu kez emir-komuta zinciri içinde daha uyumlu hareket etmeleridir. Ayrıca, geçen yaz operasyona katılmayan İran’a yakın gruplar bu kez aktif destek vermekle kalmamış, İHA desteği de sağlamıştır. Dikkat çekici bir faktör, Suriye Milli Ordusu’nun (eski adıyla ÖSO) da operasyon bölgesinin uzağında kalmış olmasıdır. İdlib’te sahaya hâkim olan Heyet Tahrir eş Şam’ın (HTŞ) bölge halkı ve yerel gruplar üzerinde kurduğu baskının bu grupları HTŞ’den uzaklaştırdığı anlaşılıyor.

Bunlara ek olarak, hava durumunun yanı sıra, arazinin düz ve açık olması zırhlı birliklerle operasyon yapan Esad Ordusu’nun işini kolaylaştırmıştır.

Doç. Erkmen’e göre, sonuncu faktör, Rus ve Suriye Hava Kuvvetleri’nin İdlib’de sivil yerleşimleri hedef alma stratejilerinin doruğa çıkmasıdır.

*

Gerçekten de Rus ve Suriye savaş uçaklarının ayrım gözetmeksizin sürdürdükleri hava saldırıları İdlib’in güneyindeki sivil halk üzerinde bunaltıcı bir baskı yaratmıştır. Suriye’de sahadaki gelişmeleri raporlayan ‘Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’, son operasyonda Rus ve Suriye savaş uçaklarının ve helikopterlerin havadan toplam 110 saldırı gerçekleştirdiğini tespit etmiştir. Bunlardan 26’sı Suriye helikopterlerinden atılan varil bombalarıdır.

Agence France Press’in dün yine bu kuruluşa dayanarak bildirdiğine göre, Rus Hava Kuvvetleri’nin dünkü bombardımanında Serakib şehrinin hemen güneyindeki Cubas yerleşiminde sivillerin barındığı bir okul isabet almış, saldırıda 5’i çocuk olmak üzere 8 sivil ölmüştür.

*

Harekâtın seyrine bakıldığında, rejim güçleri Halep’i güneyde başkent Şam’a bağlayan kuzey-güney aksındaki M-5 otoyolu üzerindeki Maarat el Numan şehrine bir hayli yaklaşmış bulunuyor. Bu yazı dün öğleden sonra kaleme alınırken Esad ordusu şehrin dış çeperlerinin 4 kilometre kadar yakınına gelmişti.

Esad ordusu ve Rusya’nın Maarat el Numan’dan bir sonraki hedef olarak 30 kilometre kadar kuzeyindeki Serakib şehrine yönelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Serakib’in önemi, Halep’ten gelen M-5 otoyolunun batıya kıvrılıp M-4 otoyolu olarak Lazkiye’ye yöneldiği stratejik kavşak noktasını tutmasıdır. Rejim Serakib’i aldığı takdirde, İdlib’deki iki ana arterin de kontrolünü eline geçirmiş olacaktır. Böylelikle İdlib’de alan hâkimiyeti kurmuş olan HTŞ’yi kuzeye, Türkiye sınırına doğru sürebilmesi için kritik bir stratejik üstünlük elde etmiş olacaktır.

*

Bütün bu gelişmeler Türkiye’yi hayati bir şekilde ilgilendiriyor. Bunun birinci nedeni, kuzeye doğru yeni bir göç dalgasının şimdiden tetiklenmiş olmasıdır.  Gelen haberlere göre, geçen perşembeden bu yana güneydeki harekât bölgesinden kuzeye ve batıya doğru yola düşen insanların sayısı 100 binin üzerine çıkmıştır.

Bir bu kadar önem taşıyan bir mesele, TSK’nın İdlib’teki gözlem noktalarının akıbetidir. Esad ordusu Maarat el Numan’ı aldığı takdirde, bu kez TSK’nın geçen ağustos ayında bu şehrin 10 km güneyinde Maar Hitat’ta -resmen deklere edilmeden- tesis ettiği ‘mevzi bölgesi’ zor bir duruma girecektir. Keza önümüzdeki dönemde Serakib de düşerse, hemen doğusunda Tel Tukan’daki (7) numaralı gözlem noktasının durumu farklı olmayacaktır.

Özetle bu yöneliş aynen devam ettiği takdirde, Esad ordusunun kontrol ettiği topraklar içinde çevrelenmiş durumda kalan TSK gözlem noktaların sayısı artabilir. Bu ihtimal Ankara açısından sıkıntılı bir durum yaratacaktır.

Sahada böyle bir tablonun belirmesinin Türkiye’yi Rusya ve Esad rejimi ile artan ölçüde doğrudan/dolaylı bir şekilde müzakereye sevk etmesi kaçınılmazdır.