‘Halkımız bilinmezliğe ve belirsizliğe sürüklenmek isteniyor’

‘Halkımız bilinmezliğe ve belirsizliğe sürüklenmek isteniyor’

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) milletvekili Asım Akansoy, önceki gün Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada muhalefet milletvekillerinin Kıbrıs sorunuyla ilgili yaptıkları konuşmaları eleştirdi.
Akansoy, “Gerçekler saptırılarak, değiştirilerek halkımızı bilinmeze ve belirsize doğru sürükleme eğilimi bugün ana muhalefetin ana ekseni. Ben bugün izlediğim bu görüntüden sorumluluk sahibi yüksek bir siyasi düzeyle karşı karşıya kalmadığımı belirtmeliyim” dedi.

Kıbrıs sorunu bir iç politika malzemesi haline getirildiği gün, kaybedilmiş bir konu olduğunu belirten Akansoy, dolayısıyla herkesin aklıselim ve sağduyu ile davranması gerektiğini belirtti.
Akansoy, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın siyasetini eleştirebiliriz. Burada problem yok. Sayın Cumhurbaşkanı seçimlere girerken halka Kıbrıs Sorunu ile ilgili sözler vermiştir. Bizim de desteklediğimiz bu sözlerin özü; adanın, iki bölgeli, iki toplumlu, iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı, karşılıklı kabul edilebilir, adil bir çözümdür. Halkın iradesi bu görüşler üzerinden şekillendirilmiştir” dedi.

“Dünün eski siyasetini bize kimse yeni diye yutturamaz”

Akansoy’un açıklaması şöyle:

“Yapılan konuşmaları üzüntü ile dinlediğimi belirtmek isterim. Çünkü bu konuşmalarda siyaset, yani kamu yararına sorun çözümü yok. Onun yerine arzuların çarpıştığı, milliyetçi reflekslerin, mesnetsiz görüşlerin yerleştiği konuşmalar dinledik.
Bunca yıldır Kıbrıs sorununu çözemedik, bari bunca yıl sonra geçmişteki girişimleri unutmayalım, geçmişteki adımları yerli yerine oturtalım ve topluma gerçekleri söyleyelim. Yoksa dünün eski siyasetini bize kimse yeni diye yutturamaz, 2004 yılında Kıbrıs Türk halkının verdiği kararı da değiştiremez.
Sayın Tatar öyle bir konuşuyor ki; biraz daha 2004 yılında referandumdan hayır çıktığı sonucuna bizi inandıracak. Bu halk yüzde 65 ile evet demiş bir halk. Bu halk yüzde 65 ile bu durumu reddediyorum demiş. Biz dünyaya bağlanmalıyız, Kıbrıs’ta yönetmek, ortak yönetici olmak, hak ve çıkarlarımızı, adil ve eşit bir çözüm modelinde pekiştirmek istiyoruz, güven içinde yaşamak istiyoruz, Avrupa Birliği üyesi olmak istiyoruz.
Yakın tarihimizin en önemli olayı Referandum’dur. Bunu kimse değiştiremez. Önce bu iradeye, bu kendi kaderini çözüm diye belirlemiş olan halka saygı duyulsun, daha sonra ötesini konuşuruz. Ve kimse ama hiç kimse, evet oyu veren halkın, Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını düşünmediğini ima etmeye de kalkmasın.

2004 referandumundaki kazanımın boyutu, sizin tüm hamlelerinizden çok daha büyük çok daha etkili olmuştur. Bunu tarih böyle yazar.
Gerçekler saptırılarak, değiştirilerek halkımızı bilinmeze ve belirsize doğru sürükleme eğilimi bugün ana muhalefetin ana ekseni.
Ben izlediğim bu görüntüden sorumluluk sahibi yüksek bir siyasi düzeyle karşı karşıya kalmadığımı belirtmeliyim. Kıbrıs sorunu bir iç politika malzemesi haline getirildiği gün, kaybedilmiş bir konudur. Dolayısıyla herkesin aklıselim ve sağduyu ile davranması gerekir.
“Büyük laflar edenler, süreci ne kadar yakın izliyorlar, kaç kişi tutanakları okuyor”
Sayın Cumhurbaşkanı’nın siyasetini eleştirebiliriz. Burada problem yok. Sayın Cumhurbaşkanı seçimlere girerken halka Kıbrıs sorunuyla ilgili sözler vermiştir. Bizim de desteklediğimiz bu sözlerin özü; adanın, iki bölgeli, iki toplumlu, iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı, karşılıklı kabul edilebilir, adil bir çözümdür.

Halkın iradesi bu görüşler üzerinden şekillendirilmiştir. Bu görüşlerin sizin 7 Ocak seçimlerinde aldığınız ya da almadığınız oy ile hiç ama hiçbir alakası yoktur. İkisi birbirinden farklıdır. Cumhurbaşkanı’nın Meclis’le yakın istişare olması gerekli mi? Evet gereklidir.
Cumhurbaşkanı, kapalı oturum yapmalı mıdır? Evet yapmalıdır. Peki Cumhurbaşkanı, randevu isteyen hangi parti başkanını geri çevirmiştir? Kime bilgi belge görüş vermemiştir? Böyle bir talep yok.
Peki, bugün burada büyük laflar edenler, süreci ne kadar yakın izliyorlar, kaç kişi tutanakları okuyor? 2 veya 3! Peki, bundan önce Cumhurbaşkanı tarafından verilen özel bilgiler yapılan değerlendirmeler ile ilgili, siyasiler ketum davrandı mı? Gizliliğe uydu mu? Peki uymayanlar, hangi hakla, toplantı ve işbirliği talep edebilirler. Gerçekler bunlardır. Gerçekler, burada yapılan demagojilerden arındırılmış yalın gerçeklerdir. Yalan ise, Konfederasyonun yeni bir görüş olduğudur. Yalan, iki devletliliğin, yaratıcı fikir olduğudur. Yalan, Kıbrıslı Türk toplumunun güvenliğinin olmayacağı ve Türkiye’nin dışlandığı ya da dışlanacağıdır. Yalan, Crans- Montana’da görüşme sürecinin çöktüğüdür. Yalan, Guterres Çerçevesi’nin BM raporlarına girmediğinin ifade edilmesidir.”