Haykırış!.. ‘Üç-beş tane cin fikirli siyaset esnafı seçim kazanacak diye toplumun geleceği ipotek altına alındı’

Haykırış!.. ‘Üç-beş tane cin fikirli siyaset esnafı seçim kazanacak diye toplumun geleceği ipotek altına alındı’

Birikim Özgür-Haber Kıbrıs

Ek mesai harcamaları yıllardır kontrolsüz şekilde artıyor.

2014’te 77 milyon TL’yi aşınca dönemin Maliye Bakanı Zeren Mungan hükümeti bilgilendirdi.

2015 bütçesinde kalem 50 milyon TL ile sınırlandırıldı.

Gerekli düzenlemelerle harcamalar zapturapt altına alınacaktı.

Ve fakat siyasi istikrarsızlık baş gösterdi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi, CTP’deki yönetim değişikliği, yeni hükümetin kurulması, su konusunda yaşanan rezillikler ve protokol krizi derken koskoca bir yıl boşa geçti.

Öngörülen düzenlemelerin hiçbiri hayata geçirilemedi.

Ve ek mesai harcamaları 85 milyon TL’ye dayandı.

Türkiye ile 2015-2018 protokolü hazırlanırken yerel bütçenin % 80’nini aşan personel harcamaları doğal olarak masaya geldi.

Eşel-mobil uygulamasını devam ettirip kamu çalışanlarının enflasyon karşısında fakirleşmesini engelleme konusunda tam bir mutabakat oluştu.

Bir önceki protokolde “dört emekliye bir istihdam” şeklindeki personel sınırlamasının esnetilip “bir emekliye karşılık bir istihdam yapılması” önerimiz de kabul gördü.

Bunlara mukabil ek mesailer ve taşımalı eğitim harcamalarını disiplin altına alacağımızı, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında aynı ihtiyat sandığı prim oranının kullanılması için yasal düzenlemeye gideceğimizi taahhüt ettik.

Protokol imzalanmayınca CTP-UBP hükümeti bozuldu ve UBP-DP azınlık hükümeti kuruldu.

Ve 2 yıl sürecek lale devri başladı; harcamalarda frenler patladı.

2017’de bir önceki yıla oranla % 35 artışla ek mesai ödemeleri 120 milyon TL’yi buldu.

Kısacası bir önceki protokole göre esnetilen personel sınırlaması hariç 2015-2018 döneminde kamu harcamalarını disiplin altına almak için taahhüt ettiğimiz işlerden hiçbirini hayata geçirmedik.

Bu acı ve utanç verici tablo devleti daha iyi yönetmek üzere oluşturulan politikaların siyaset tarafından nasıl alt edildiğini de gözler önüne seriyor.

Üç-beş tane cin fikirli siyaset esnafı seçim kazanacak diye toplumun geleceği ipotek altına alındı.

Hâlbuki geleceği teminat altına alacak politikaları siyasetin merkezine koymak yurtseverliğin ve demokratlığın gereğidir.

Demokrasimizi güçlendirmenin esası budur.

Ve demokrasi ilkesini ifade özgürlüğü ile sınırlı algılamak yapılabilecek en büyük yanlıştır.

Çünkü bu siyaseti verimsizleştirir ve son kertede toplumsal varlığı tehdit eder.

Nitekim ilk sarsıntıda mali yapımız çöktü ve “bütün yollar Ankara’ya çıkıyor” diye tespitler yapmak durumunda kaldık.

Birileri de ifade özgürlüğünü kullanarak “babasının kemiklerini sızlatıyor” diye yazılar döşedi ama toplum bundan ne kazanç sağladı?

Birikim’in durumundan bağımsız olarak ama meseleye Birikim gibi bakanların tüm çabalarına rağmen mali yapı bir nebze de olsa düzeltilmediği için bugün bütün yollar Ankara’ya çıkıyor.

Birikim öyle istiyor diye değil!

Ankara’yı sevip sevmemek başka bir meseledir ancak tüm toplumun demokrasimizi güçlendirmenin yolunun yapısal reformlardan geçtiğini artık içselleştirmesi gerekir.

Kafa karışıklıkları işin doğası gereğidir mamafih durum tam da şudur:

Yıllardır devam eden tartışmalardan süzülerek devlet işlerini düzenlemek üzere oluşturulmuş politikalar ile ülkede yürütülen siyaset arasında büyük bir uçurum oluştu.

Bu politikalarla güncel siyaset arasındaki çelişkileri ortadan kaldırabildiğimiz oranda siyasetin topluma hizmet götürebileceği unutulmamalı.

Dönelim güzel bir örnek olan ek mesai meselesine:

Verimsiz, adil olmayan ve kontrolsüz artan bir harcama kalemi…

Verimsiz çünkü sistemin açıklarından yararlanarak belirli alanlarda tüm personel maaşı kadar ek mesai alıyor.

Adaletsiz çünkü aynı ek mesai saati için farklı personele farklı miktarlarda ödeme gerçekleştiriliyor.

Kalemdeki kontrolsüz artış esasta bu verimsizliğin ve adaletsizliğin bir sonucu…

O halde bu net politikayı eyleme dönüştürmek için geriye tek bir şey kalıyor:

İletişim stratejisi ve uygulama.

Yani işin siyaset boyutu!

Hükümetin bu konuda yürüttüğü siyaseti gözden geçirmesinde yarar var.

Konuyu ekonomik krizle ilişkilendirme stratejisinin tutmadığı anlaşılıyor.

Tabi eğer niyet gerçekten bu konuda oluşturulmuş politikayı uygulamak iseydi…

Yapısal bir düzenlemeyi savuşturmak üzere ödenekli kalemşorlar devreye sokuldu.

Demokrasinin olmazsa olmazı sayılan siyasi partilere devlet katkısının kaldırılmasından tutunuz da aylardır turizm teşvikini aylardır bekleyen şirketlerin deşifre edilmesine kadar varan son derece itici metotlarla hükümet köşeye sıkıştırılarak pes ettirildi.

Bundan ders çıkarmamız gerekiyor.

En büyük devrim siyasetçilerin yapısal düzenlemeler konusunda parmağının arkasına saklanmaktan vazgeçip doğru iletişim stratejileri ile kararlı bir uygulama sürecine odaklanmasıdır.

Örneğin bir bakan televizyon ekranlarında değişime karşı çıkanlardan dert yanacaksa o bakana ne ihtiyaç var? Kurulu düzen o bakan olmadan da pekâlâ idame ettirilebilir.

Politika-siyaset çelişkisi aşılamazsa Kıbrıs Türk siyasetinde kalite giderek daha da aşağılara düşecek.

Çünkü işi-gücü yolunda giden ve ruh sağlığı yerinde olan hiçbir birey toplumunun geleceğine katkı sağlamayan, kurulu düzen içerisinde köşe kapma yarışına indirgenmiş bir uğraşın parçası olmaya tevessül etmez. Ek mesailerle ilgili tecrübenin bir başarı hikâyesi gibi lanse edilmesi hayra alamet değildir.