İngiliz Yüksek Komiseri’nden çarpıcı açıklamalar

İngiliz Yüksek Komiseri’nden çarpıcı açıklamalar

İngiliz Yüksek Komiseri Stephen Lillie, “Kıbrıs sorununa doğru çözümün Kıbrıslı Türklerin izole edilmesiyle olacağına inananlar yanlış yapıyor” dedi.
Haftalık Kathimerini, İngiliz Yüksek Komiseri’nin bu sözünü başlık yaptığı sözel söyleşide, Lillie’nin BM Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması kararından çıkan mesajı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri ve Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in Fransa dışındaki bütün devletlerin kararsızlık gösterdiği açıklamasıyla ilgili sorulara verdiği cevapları aktardı.


BM Güvenlik Konseyi’nin Barış Gücü’nün görev süresiyle ilgili son kararındaki “iki toplum arasında doğrudan temas mekanizması” ifadesi nedeniyle Rum medyası ile siyasilerinin bu noktada oynadığı rol nedeniyle İngiltere’yi eleştirdiğini hatırlatması üzerine Lillie, kararın onaylanmadan önce istişare edildiğini ve bütün üyelerin oy birliğiyle onaylandığını vurguladı, özetle şunları söyledi:


“KIBRISLI TÜRKLER VE RUMLAR ARASINDA YETERLİ İŞBİRLİĞİ YOK”
“Benimsenen en iddialı karardır çünkü Milli Muhafız Ordusu ile Türk Ordusu arasında askerî konularda bir doğrudan temas mekanizması gereğini izah ediyor. Kararda, hem iki bölgeli iki toplumlu federasyonun hem de iki toplum arasındaki temasın önemi ortaya çıkıyor. Örneğin, iki toplumlu teknik komiteler tarafından yapılan çalışmalara güçlü bir destek ve daha çok şey yapılması gerektiği mesajı veriliyor. (Karardan) Yeşil Hat boyunca daha çok işbirliği olması gerektiği mesajı da çıkıyor.”
Gazetenin, “(KKTC’yi) tanıma mesajı vermiyor mu?” sorusuna karşılık “Hayır. Verdiği mesaj Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında temasın, güven yaratıcı önlemler için işbirliğinin gerektiğidir” diyen Lillie; “Karar aracılığıyla KKTC’nin tanınması söz konusu değil. Ancak Kıbrıs sorununa doğru çözümün Kıbrıslı Türklerin izole edilmesiyle olacağına inananlar yanlış yapıyor” dedi.
Lillie, “Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında çok iyi bir işbirliği yok mu?” sorusuna karşılık “yeterli işbirliği yok. Gerçekten, her iki toplumdan da bunun için çok çalışan vatandaşlar var ancak çok küçük ve semboliktir. Örneğin, bazı teknik komitelerin çok daha aktif olması gerekir” ifadesini kullandı.


“YANLIŞ ANLAMA OLMALI İNGİLİZ HÜKÜMETİNİN GARANTİ ANLAŞMASINDAKİ TAVRI DEĞİŞMEDİ”
Rum yönetiminin, Nikos Anastaiadis’in Theressa May ile görüşmesinde İngiltere’nin garantör güç rolünden ayrılmaya hazır olduğunu savunduğunu ancak daha sonra şahsının (Lillie) İngiltere’nin tavrında hiçbir değişiklik olmadığını açıkladığı hatırlatılarak “bir yanlış anlama mıydı?” sorusunun yöneltilmesi üzerine Lillie “Yanlış anlama olmalı çünkü İngiliz hükümetinin Garanti Antlaşması’ndaki tavrı istikrarlıdır, değişmedi.  Elbette diğer müdahiller tarafından da kabul edilecek herhangi bir değişikliğe açığız” dedi.
Gazetenin, “iki taraf arasında anlaşma olursa, garantör güç rolünüzden vazgeçmeye hazır mısınız?” sorusu üzerine ise “Yalnız iki toplum değil, Garanti Antlaşması’na imza atan diğer garantör güçler Yunanistan ve Türkiye de.  Yunanistan ve Türkiye ve iki toplum Garanti Antlaşması’nın değişmesini isterse, İngiltere engelleyecek değildir” cevabını verdi.
Lillie, KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra BM’nin katılımıyla Kıbrıs’la ilgili 5’li konferans düzenleneceği, İngiltere’nin nasıl bir tavır sergileyeceği sorulduğunda şunları söyledi:


“Gerçekten, Kuzey’de seçimler yapılmalı ve Kıbrıs Türk toplumu liderini seçtiğinde, BM’nin katılımıyla beşli konferans düzenlenmemesi için hiçbir sebep yok. Biz böyle bir şeyi görmek istiyoruz çünkü bütün prosedürün ilerlemesine katkısı olacak. İlerleme görmek istiyoruz, Kıbrıs sorununa sonuç getirmeden sadece konferanslar düzenlendiğini değil.”
Gazete, TC Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, bu sefer iki devletli çözüm dahil bütün fikirlerin masaya konması gerektiğini söylediğini hatırlattı, Lillie “çok net olmam gerekirse, şu anda BM tarafından, uzun süredir devam eden ve birçok BM kararında belirtilen net parametreleri bulunan bir kolaylaştırma prosedürü var. Ana parametreler iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federasyondur ve şimdilik tek görüşme zemini de budur” dedi.


“KIBRIS TÜRK TOPLUM LİDERLİĞİNE KİM SEÇİLİRSE SEÇİLSİN POZİSYONUMUZ DEĞİŞMEYECEK”
Lillie, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimine nasıl baktığı sorulduğunda, “Gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz” dedi, şöyle devam etti:
“Kıbrıs Türk toplumunun liderliğine kim seçilirse seçilsin Kıbrıs sorunundaki pozisyonumuz değişmeyecek. Kıbrıs sorununun çözülmesini arzu ediyoruz. Kıbrıs sorununun Crans Montana sonunda açık kalan meselelerin çözümünde katalizör katkı koyacak olan BM’nin katılımıyla beşli konferans düzenlenmesini arzu ediyoruz.  Anlayacağınız gibi bu meseleler kolay çözülemez. Ancak açık meselelerin hangileri olduğunu biliyoruz ve çözülmeleri gerektiğini herkes anlıyor.  Dolayısıyla bir sonraki Kıbrıslı Türk liderin kim olacağına bakılmaksızın, Kıbrıs sorununun çözümüne varmak için çalışmalıyız.” 


“YALNIZ İNGİLTERE DEĞİL YUNANİSTAN VE ABDE DE…”
Gazete, Stephen Lillie’ye Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in “Fransa dışındaki devletlerin, Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye karşı önlem almada yeterince kararlılık göstermediği” açıklamasını hatırlattı. Gazetenin, Anastasiadis’in “kararsızlar” listesine İngiltere’yi de koyduğuna dikkat çekmesi üzerine Lillie, “Yunanistan da ABD de…” diye ekledi, şöyle devam etti:


“Birleşik Krallık, Türk meydan okumaları konusunda netti. Kıbrıs’ın uluslararasında tanınmış Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi içerisindeki Türk sondajlarına karşıyız. Bu faaliyetlerin yardımcı olmadığını aksine gerilimi artırdığını düşünüyoruz. Biz bu gerilimlerin çözüldüğünü görmek istiyoruz.  Ancak açıkça ortaya koymalıyız ki günün sonunda, hidrokarbonlar konusunda gerilimin yatıştırılma yöntemi Kıbrıs sorununun çözümüdür.”
Türkiye’nin sözde Rum “MEB’ini ada olduğu için tanımadığını” savunan gazete, bunun İngiltere konusunu da gündeme getirdiğini öne sürdü, Lillie ise “Birleşik Krallık ada olduğu için mi? Uluslararası hukuka tabi konulara giriyorsunuz. Kıbrıs’ın BM’nin Uluslararası Deniz Hukuku Anlaşması’na imza atan egemenlik hakları olan bağımsız ülke olarak münhasır ekonomik bölgeye sahip olma hakkı bulunduğunu açıkça söyledik. Elbette Türkiye anlaşmayı imzalamadı…”