‘Kıbrıslı Türkler ülkenin bir parçası değil, yabancı ve olumsuz bir unsur’

‘Kıbrıslı Türkler ülkenin bir parçası değil, yabancı ve olumsuz bir unsur’

Niyazi Kızılyürek
Genç akademisyenlerden Grigoris İonnidis, yeni çıkan kitabına şu başlığı uygun gördü: “Güneydeki Denktaş.”

Kitabın alt başlığa da üst başlığı gibi dikkat çekici ve çarpıcıdır: “Kıbrıs Rum Tarafında Taksimin Toplumsallaşması.”

Grigoris İonnidis’in ana tezi, Kıbrıs Rum toplumunun 1974 sonrasında giderek adanın bölünmüşlüğünü içselleştirdiği yönündedir. Başta milliyetçiliğin ve eğitim sisteminin olumsuz etkisini olmak üzere, siyasi yapı ve medya gibi faktörleri de ele alan yazar, bu kurumların Kıbrıs’ın temelli bölünmesini toplumda kabul edilebilir hale getirdiğini ileri sürüyor.

Sevgili Grigoris, 1974 sonrasında doğan biri olarak, kendi deneyimlerinden de yola çıkarak, Kıbrıs Rum okullarında Kıbrıslı Türk imajının ön yargı ve sterotiplere dayandığını belirtiyor. Kıbrıs’ı öncelikle bir “Helen Adası” olarak ele alan Rum eğitim sisteminde, Kıbrıslı Türkler ülkenin bir parçası olarak değil, yabancı ve olumsuz bir unsur olarak takdim ediliyor.

Gerçekten de Kıbrıs Rum eğitim sistemi etno-santrik bir eğitim sistemidir. Ağırlıkla Helenizm’in ayrılmaz bir parçası olarak Kıbrıslı Rumların ihtişamını, haklılığını ve mağduriyetini işlemektedir. Adeta Helenizm ve Ortodoks Dini güzellemesi yapılmaktadır.

Sadece Kıbrıslı Türklere karşı değil, diğer toplumlara ve kültürlere karşı da kapalı bir eğitim sistemidir. Çok-kültürlülükten eser yoktur. Bu yönde çaba sarf edenlere de hor bakılmaktadır. Başta Kilise olmak üzere, muhafazakar toplumsal ve siyasi güçler farklı bir eğitim sisteminin kurulmasına hararetle karşı çıkmaktadırlar.

Gregoris, Kıbrıs Rum medyasında da aynı zaafa görüyor. Çoğu gazeteci ve basın kuruluşu “milli” militan gibi davranıyor ve tek yanlı haberler üretiyor. Bu haberlerde Kıbrıs Rum tarafı her zaman haklı ve mağdurdur.

Siyasi yapı da ümit verici değil. Partilerin bir kısmı açıkça federal devlet modeline karşı çıkıyor, bir kısmı da “içeriği doğru federasyon” diyor. Yani, Rum görüş ve tezlerinin baskın olacağı bir çözüm… Kıbrıslı Türklerle iktidar paylaşımını AKEL’in dışında hiçbir siyasi parti açıkça dillendirmiyor. DİSİ’nin liberal, çözüm yanlısı kesimi se sesini pek çıkartmıyor. Durum böyle olunca, Nikos Anastasiadis zorlanmadan zamana oynayabiliyor.

Kıbrıs Rum burjuvazisinin konum ve duruşunu da irdeleyen Gregoris, iş adamlarının büyük çoğunluğunun de-facto durumdan memnun olduğunu söylüyor.

Bütün bunlara rağmen toplumda hala ülkenin birleşmesine ve barış içinde bir arada yaşamaya inanan azımsanmayacak güçler vardır. Başta AKEL olmak üzere, bu güçlerin başarılı olabilmesi için Kıbrıs Türk toplumu ile yakın bir işbirliği içine girmeleri şarttır.

Kıbrıs Türk toplumunun gidişatını da irdeleyen Gregoris, ayrılıkçı politikaların toplumu yok olmakla karşı karşıya getirdiğini ileri sürüyor ve tam bu yüzden federal devlete varoluş perspektifinden bakan Kıbrıslı Türklerin varlığına dikkat çekiyor. Kıbrıs Rum toplumunu bu güçlerle işbirliği yapmaya davet eden Gregoris, ülkenin temelli bölünmesini durdurabilecek tarihsel bir blokun kurulması için bunun şart olduğunu vurguluyor. Gregoris, bir takım tali çıkarlar için adanın bölünmesini doğallaştırmaya çalışan çevreleri açıkça uyarıyor: “temelli bölünme herkese büyük felaket getirecektir.”

Gregoris’in Güney için geçerli önemli saptamalarını “Kuzeydeki Denktaşların” politikalarıyla birlikte düşününce, ülkemizin nasıl vahim bir süreçten geçtiğini daha iyi anlayabiliriz. Mantalite bakımından adanın bölünmüşlüğünde birleşen “Güneyli” ve “Kuzeylilere” karşı, iki toplumun barış sever federalistleri ayrı ayrı mücadele veremez. Dolaylı yollardan geçip “Birleşerek Bölünmüşlük Cephesi” oluşturanlara karşı “Birleşik Federalistler Cephesi” kurup ortak mücadele etmek elzemdir.