Trafik bilinci oluşturamadık…

Trafik bilinci oluşturamadık…

Kıbrıs Gazetesi yazarı Dr. Ziya Öztürkler, bugünkü yazısında trafik sorununu ele aldı. Öztürkler, ‘Trafik kültürümüz yok’ başlıklı yazısında şunları belirtti;

Kaleme aldığım en zor yazılardan biri diye nitelendirebilirim. İki gün önce Akrabam Günay Öztürkler’i trafik kazası sonucu kaybettik. Daha hayatının başlangıcında olan gencimizi bu dakikadan sonra anlatmak veya yazmak çok da kolay değil.
   Büyük bir acı, Allah başta anne ve babasına ve ailesine sabırlar versin. Bir türlü çözmediğimiz ve gün geçtikçe düğümlenen bir yumak haline gelen trafik hususunda bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.
   Trafik kazaları, detaylı incelendiğinde temelinde yatan unsurların içerisinde en başa trafik kültürümüzün olmayışını koyabiliriz.


   Ne trafik bilincini oluşturabildik; ne de trafik hususunda gerekli alt yapıyı sağlayabildik. Yazmakla, söylemekle olmuyor; yapacağız hareketler ve koyacağımız kurallar birbirini destekler olmalı. Eğitim sadece teorik bilgi aktarmak değildir; eğitim bir kültür temeli atmaktır. Dersten derse koşan ama insani değeri, hayata bakış açısı, trafik kültürü oluşmamış gençler. Nerden yaklaşsam bir doğru bir sonuca ulaşmakta güçlük çekiyorum. Daha ülkemizde çok gözyaşı döker, arkamızda kalbi donmuş; hayat sevinci kalmamış aileler bırakırız.  

Bazen için içini yer ama yutkunursun, susarsın bir şeyler söyleyemezsin. Bu ruh hali çok da iyi değildir. Tam da o haldeyim. Siyaset değişik bir kulvar, bu kulvarda yer almak çok da kolay değildir. Bazen kişiliğinden bazen de fikirlerinden taviz verirsin. Aslında insan insanlıktan çıkar ya! Öyle gibi bir şey gözlemlediğim kadarıyla. Siyasetin ülkemizdeki en büyük destekçisi halktır. Siyasetçilerimizi yönlendiren de bizleriz. Bizler isteriz onlar yapar. Yapmazsa küser yapanı buluruz.
   Felsefe, icraat ve farkındalık söylemimizde vardır. Kendi istek ve arzularımız varsa bu beklentiler geçerli değildir. Söz ile davranış arasında yaşanan tezatlık, KKTC gerçeğinin kurgusunda ve yönetiminde vardır.

   Kime ne anlatayım?

Hırslarımızı, çıkarlarımızı, beklentilerimizi, yanılgılarımızı, kırgınlıklarımızı, yapamadıklarımızı, bir birimizi çekemememizi, kraldan kral olanları, acemileri, itaatkarları…


   Kime kimi anlatayım? Ya da kim bana ne anlatsın?
   Ülkemizde gerçekten sorun çözme, üretme, proje ortaya koyma ve en önemlisi hayata geçirme hususlarında ciddi sıkıntılarımızın olduğu gerçektir. Ülkemizde var olan inanç eksikliğinin temelinde de üretme hususundaki yetersizliğimizin başrol oynadığı inancındayım.
   Toplum olarak sorgulayıcı ve zorlayıcı bir görevimizin olduğu benimsenmeli, bu görev anlayışı temelinde çalışma yapılmalıdır.
   Yalnız üretkenlik anlayışımızdaki eksiklerimizi sadece siyasetçiyle bağdaştırmak doğru bir yaklaşım değildir.


   Evde, dairede, okulda, iş yerinde, trafikte sürekli yaşanan yaklaşımlar…
   Evde aile, okulda öğretmen, sınıfta öğrenci, hastanede doktor, dairede memur, sokakta vatandaş insani değer, kalite ve üretkenlik anlayışına haiz olmalı; bir bütünün parçalarının düzgün ve sistematik bir uyum, eş güdüm içinde çalışmasıyla başarıya ulaşabileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız.
   Sadece eleştiren ama kendi sorumluluklarını yerine getirmeyen bir toplum anlayışıyla var olmanın mümkün olmadığının bilincinde hareket edip bu yönde çalışmalar gerçekleştirmeliyiz.