Türkiye Doğu Akdenizde Münhasır Ekonomik Bölgesini vakit geçirmeksizin ilan etmeli

Türkiye Doğu Akdenizde Münhasır Ekonomik Bölgesini vakit geçirmeksizin ilan etmeli


Cemal ASLAN yazdı…

Bilginiz Olsun..
BM 1982 Deniz Hukuku Konvansiyonuna göre “Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)” bir devletin belirlenen bölgede deniz kaynaklarının keşfi ve kullanımı üzerinde özel haklar kullandığı alandır. Bu alan 200 deniz miline kadar genişletilebilir.
Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’in belirlenmesi uluslar arası hukuk, örf ve adet hukuku ve içtihatlara göre 3 temel ilkeye dayandırılır;
1) ortay hat çizgisi
2) bölgelerin ilgili taraflarca anlaşmayla belirlenmesi ve
3) hakkaniyet ilkesi.
“Hakkaniyet” başta coğrafya (kıyı şeritlerinin mukayeseli uzunluğu) olmak üzere büyüklük, nüfus, sahip olunan kaynaklar gibi mukayeseli unsurların göz önünde bulundurulmasını gerektirir.
Libya-Malta davası ile Eritre-Yemen davasında uluslar arası mahkeme “hakkaniyeti” coğrafik üstünlüğe; Fransa-Kanada arasındaki Saint-Pierre-et-Miquelon adası ile Ukrayna – Romanya arasındaki Serpent adası davalarında ise “adaların anakaralar kadar deniz yetki alanına sahip olamayacağına” bağlamıştır.
Türkiye Doğu Akdeniz’de en geniş coğrafya ve nüfusa sahip ülkelerin başındadır. GKRY’nin deniz yetki alanlarının belirlenmesinde “hakkaniyet” ilkesini ve Kıbrıslı Türklerin haklarını ihlal ederek ortay hat çizgisine bağlı anlaşmalar yapması kabul edilemez.
“Hakkaniyet” ilkesinin ihlali Mısır, Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin halkının hakları için de geçerlidir. Türkiye, ayni şekilde, çok daha küçük bir ada olan Meis/Kastelorizo için ileri sürülen hak iddialarını da reddedetmektedir.
Meis en doğudaki Yunan adasıdır.Kaş’tan sadece 2 kilometre mesafede ancak en yakın Yunan adası olan Rodos’tan 125 km uzaklıktadır. Su kaynağı olmayan bu adanın yüz ölçümü 9.2 km2 ve nüfusu sadece 430 kişidir.

Türkiye , 32º 16′ 18″ meridyeninin Batısı boyunca kendisine ait olan alanların olduğunu, Türkiye’nin kendi kıta sahanlığının dış sınırları hak sahibi olduğu bölgeler aynı zamanda Mısır ile olan deniz sınırını oluşturmakta ve kıta sahanlığı hakkına münhasır olduğu ipso facto (fiilen) ve ab inito (başlangıçtan beri) ilkesinin geçerli bulunduğunu, sözkonusu alanın batı kısmını kapsayan koordinatları tanımadığını BM Deniz Hukuku Bülteninde 2 Mart 2004’te yayımlatmıştır.

Türkiye, KKTC ile anlaşarak 21 Eylül 2011’de “Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırması Hakkında Anlaşma” imzalamıştır.Bahse konu anlaşma Türkiye’nin Akdeniz’de imzaladığı tek deniz yetki alanı sınırlandırma anlaşmasıdır ve daha ziyade Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tek yanlı tutumlardan vazgeçirmek üzere atılmış bir adım olarak kabul edilebilir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetki alanı sınırlandırma sorunları ile ilgili temel tutumu, Doğu Akdeniz’in uluslararası hukuka göre yarı kapalı bir deniz olarak kabul edilmesi ve sınırlandırmanın ilgili devletlerin bir araya gelip uluslararası hukukun hakkaniyet ilkesi çerçevesinde anlaşmaları yoluyla yapılması gerektiği yönündedir. Bu nedenle Türkiye, Doğu Akdeniz’de herhangi bir Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilan etme yoluna gitmemiş ama çeşitli vesilelerle buradaki ab initio (başlangıçtan beri) ve ipso facto (fiilen) haklarını muhafaza ettiğini ve bu hakların geçerli olduğu sahalarda hidrokarbon arama, çıkarma gibi faali yetlere izin vermeyeceğini açıkça belirtmiştir.
Doğu Akdeniz’de doğal kaynakların çıkarılmasından ziyade Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ve bölgelerin paylaşımı kilit rol oynamaktadır. Çünkü uluslararası hukuk kapsamında asıl uzlaşmaya varılması gereken husus paylaşım konusudur.
Doğu Akdeniz bölgesinde Mısır, İsrail, GKRY ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşmaların geçerli olabilmesi için öncelikli olarak adanın diğer hak sahibi ülkesi KKTC’nin tanınması gerekmektedir.
Fakat şu anki konjonktür bu durum için elverişli değildir. Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynakları adanın tümünü ilgilendirdiğinden sadece GKRY’nin sorumluluğunda değildir. Dolayısıyla Güney Kıbrıs sadece kendi çıkarları doğrultusunda diğer bölge ülkeleri ile anlaşma yapmamalıdır. Türkiye’nin stratejik konumundan dolayı Türkiye’nin denklemin içerisinde olması gerekirken KKTC’nin uluslararası tanınmamasından kaynaklı politik bir çıkmaza girmektedir.
GKRY, KKTC’yi tanımadığı için potansiyel anlaşmalara dâhil etmemektedir. Fakat söz konusu bölgede KKTC’siz bir Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) paylaşımı mümkün olamayacağından, uluslararası hukuk çerçevesinde tıkanmalar yaşanması mümkün görünmektedir.
1982 yılında üzerinde anlaşmaya varılan ve birçok ülkenin imzalayarak taraf oldukları Birleşmiş Milletler Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi(BMDHS)’yle kurallara bağlanmıştır.
Sözleşmeye taraf olmayan ülkelerde, sözleşmenin maddelerini esas alarak ve evrensel hakkaniyet kuralları çerçevesinde kendi haklarını kullanabilmektedirler. Bu hakların en başında, kıyısı olan ülkelerin denizlerde yetki alanı belirleyebilmeleri gelmektedir.
Rum kesiminin Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilanı, adanın Kuzey kesiminde yaşayan Kıbrıs Türk halkının da temsilcisi gibi tüm ada adına atılan bir adım olmuştur. Yunanistan ise resmi olarak Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilan etmemişse de, Meis Adası güneyindeki sahada Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) dikte etmeye çalışmaktadır. Yapılan paylaşıma göre, Doğu Akdeniz’e en fazla ve en uzun kıyısı bulunan 1566 kilometre ile Türkiye’ye bırakılan Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’sinin iyi niyet ve hakkaniyet ilkesinden yoksun bir düşüncenin ürünü olduğunu göstermektedir. Hele hele Kaş İlçesi’nin hemen karşısında yer alan ve insanların tüm ihtiyaçlarını bu ilçeden giderdiği Meis Adası marifetiyle adeta Türkiye’nin denizle olan irtibatının kesilmeye çalışılması tahammül sınırlarını zorlayan bir uygulamadır.
Dolayısıyla Türkiye, GKRY’nin ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’yi, bazı kıyıdaş devletler ile yaptığı antlaşmaları ve verdiği petrol ve doğalgaz arama ruhsatlarını tanımamaktadır. Ayrıca, GKRY’nin tespit ettiği bölgelerde arama yapmaya karar veren petrol şirketlerine yaptırım uygulamaktadır.
Doğu Akdeniz’de karşılıklı kıyıların uzunluğu 400 deniz milinden daha kısadır. Dolayısıyla, kıyıdaş devletlerin sınırlarının belirlenmesi karşılıklı mutabakat gerektirmektedir. Bu nedenle, Türkiye Doğu Akdeniz’de tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilanı yoluna gitmemiştir.Türkiye gibi düşünmeyen hatta bunu fırsat bilen GKRY’nin girişimleriyle İsrail, Mısır ve Lübnan arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) antlaşmaları, bu yöntemin tercih edilmediğini göstermektedir. Bunun yanı sıra, son yıllarda başta Suriye olmak üzere bazı bölge ülkelerinde yaşanan iç karışıklıklar, bölge ülkeleri arasında yaşanmakta olan anlaşmazlıklar nedeniyle kıyıdaş devletlerin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımı için bir araya gelmeleri pek mümkün görünmemektedir.
Gelinen durum itibariyle Türkiye, Doğu Akdeniz’den dışlanmaya çalışılmaktadır.Bu süreci engellemek için Türkiye, Doğu Akdeniz’de daha aktif bir politika izleyerek Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) koordinatlarını ilan ederek, Birleşmiş Milletlere istenilen belgeleri teslim etmelidir. Türkiye Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesini vakit geçirmeksizin ilan etmesi gerekir.

Dip Not – Münhasır Ekonomik Bölge(MEB): Kıyı devletinin karasuları esas hattından başlamak suretiyle 200 deniz mili açığa kadar giden deniz bölgesinde; su altında, toprak altında ve deniz yatağında kıyı devletine bazı ekonomik haklar veren bölgedir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin 56. ve 60. maddelerine göre, kıyı devleti bu bölgede canlı cansız kaynakları araştırabilir, suni adalar veya tesisler kurabilir. Kurulan bu ada ve tesislerin kendisine ait karasuları vs. olamaz. Aynı şekilde ada veya tesisi inşa eden devletin de karasularını, kıta sahanlığını ve MEB’ini etkilemez. Kıyı devletinin MEB üzerinde var olan hakları ekonomik niteliktedir. Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’ye ilişkin hükümler 1982 BMDHS’nin 55-85’inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. En fazla 200 deniz miline kadar uzanan MEB, karasularının ölçülmeye başladığı hattan itibaren ölçülmeye başlamaktadır (Md. 57; Md. 5-16). Sözleşme, eğer deniz genişliği, bu genişliği karşılayacak kadar büyük değil ise, kıyı devletleri arasında anlaşma yapılmasını öngörmektedir. Ayrıca Sözleşme, Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilan eden kıyı devletinin ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’yi gösteren harita yayımlayarak bir nüshasını BM Genel Sekreterliğine göndermesi gerektiğini belirtmektedir (Md. 75 Para.2)

NOT- Avrupa Dış Ilişkiler Konseyi bu çok tartışılacak harita uzerinde Rum – Yunan koordinatlarina dayanarak Avrupa Birliği kurumlarının yayınlamış olduğu haritada da görüldüğü gibi Türkiyenin muhtemel Münhasır Ekonomik Bölgesini daraltarak Meis Adası güneyindeki sahada dikte etmeye çalışmaktadır.