“Yunanlıların ve Kıbrıslı Rumların, Türkiye ve KKTC’ni Ege ve Doğu Akdeniz’den silme hayalleri..”

“Yunanlıların ve Kıbrıslı Rumların, Türkiye ve KKTC’ni Ege ve Doğu Akdeniz’den silme hayalleri..”

Cemal ASLAN         

1958 tarihli Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmesinde “Kıta Sahanlığı” esas alınıyordu. Kıta sahanlığıyla bağlantılı ekonomik çıkarların yeterli görülmemesi üzerine, şimdi onun yerini çok daha geniş bir alanı ifade eden “Münhasır Ekonomik Bölge” almış bulunuyor. 
Özellikle ekonomik ve hukuksal bir anlama sahip olan münhasır ekonomik bölge kavramı, kıta sahanlığı kavramına göre daha geniş bir uygulama alanı içermektedir. Bu nedenle ülkeler genelde, kıta sahanlığı yerine münhasır ekonomik bölge kavramı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Söz konusu bölgede deniz yatağına ilişkin canlı ve cansız doğal kaynakların araştırılması, muhafazası, işletilmesi, korunması ve idaresine ilişkin kıyı devletine ekonomik haklar, yetkiler tanıması bu yoğunlaşmanın nedenidir.
Türkiye karasularının genişliği, adalar sorunu gibi nedenlerle, başlangıçta Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine taraf olmamıştır. Ancak, sözleşmeye göre bir kıyı devletinin münhasır ekonomik bölge hakkını kullanabilmesi için taraf olmasına gerek yoktur, sadece bölgesini ilan etmesi yeterlidir. Bölge ilanında 200 mil açıklığı her zaman kullanılabilir değildir. Sahilleri bitişik veya karşı karşıya olan devletler arasında münhasır ekonomik bölge sınırlandırmasını hakkaniyete uygun çözüme ulaştırmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nde belirtilen şekilde uluslararası hukuka uygun anlaşma yapılacaktır. Uyuşmazlığın çözümü için getirilmiş müeyyideler bulunmaktadır. Türkiye’nin sadece Karadeniz’de 1986 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilmiş münhasır ekonomik bölgesi vardır, ama uzun kıyı şeridinin bulunduğu Ege ve Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge ilanı yoktur.
Türkiye münhasır ekonomik bölge gerginliğini, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’deki tecavüzkâr tutumuyla 2003’den beri yaşamaya başladı. Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz hidrokarbon yataklarının bulunduğunun anlaşılması üzerine Rumlar Kıbrıs’ın güneyinde, ama batıya uzantısıyla Türkiye’nin Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgesine tecavüz eder biçimde münhasır ekonomik bölge belirlemeye kalkıştılar.
Türkiye’nin Mısır ile arasında olması gereken münhasır ekonomik bölge sınırı üzerinde, Türkiye kesimine tecavüz eden 6 no.lu Kalypso (Kalipso) adlı parselde sondaja kalkışmalarıyla gerginlik yaşandı. Bu parsel T.C. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün 2007 yılında TPAO’ya verdiği TPO/XVI/A no.lu arama ruhsatıyla çakışıyor. Rumların bu parselde İtalyan ENI ve Fransız Total şirketine yaptırdıkları sondajdı.
Her zaman için oldu bitti fırsatlarıyla bir şeyler kapmaya alışmış Rumlar, olur da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Birleşik Kıbrıs Federasyonu oluşturabilirsek diye, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesine adanın kuzeyindeki Akdeniz bölümünü de katarak büyüme hayallerini sürdürüyorlar, bu bölgeyi bile akıllarına göre parselleyerek haritalamış bulunuyorlar. Amaçları Türkiye’yi Antalya ve İskenderun körfezlerinin dışına çıkamaz hale getirmek.
Kıbrıslı Rumlar bu oyunları oynarken,Yunanlılar Ege’yi Yunan Denizi yapma planını uygulama çabasında. Önce Akdeniz’in güneyinde, Adriyatik Denizi’nin uzantısı İyon Denizi’nde münhasır ekonomik bölge ilan etme hazırlığında oldukları basına yansıdı. Planları, ardından Ege Denizi’nde münhasır ekonomik bölge ilan etmek. Niyetlerini Yunan Savunma Bakani açıklamış bulunuyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı da karasularında egemenlik bölgesini kademeli genişletme planlarından söz ediyor.
Ege’de statükonun bozulması çok ciddi güvenlik ve ekonomik sorunları beraberinde getirir. Her şeyden önce Atina’nın uzlaşmaya gerek duymaksızın tek taraflı münhasır ekonomik bölge ilan etmesi, karasularını 12 mile çıkarması uluslararası hukuka ve Lozan Antlaşmasına aykırı olacaktır. Böyle bir münhasır ekonomik bölge ilanına ve Yunanistan karasularının 12 mile çıkarılmasına sessiz kalınması beklenmemeli. 12 mil konusunu kırmızı çizgi olarak ilan eden Türkiye, bu gelişmeye razı olamaz. Dolayısıyla savaş nedeni oluşturacak böyle bir gelişmenin vuku bulmaması için Yunanistan uyarılmalıdır. Ege’de münhasır ekonomik bölgenin ancak ikili görüşmelerle tescillenebileceğini bilmeliler.
Burada bir de Yunanistan’ın ekonomik münhasır bölge sınırlarından ne beklediğine bakmak gerekiyor. Yunanlılar ve Kıbrıslı Rumlar Avrupa Birliği Bölgesel Danışma Konseyleri (Regional Advisory Councils European Union “CFP”) tarafından hazırlanan, Ege ve Akdeniz’de yetki alanlarını gösteren haritayı, ekonomik münhasır bölge paylaşım haritasıymış gibi varsayarak, Türkiye’yi sahillerine hapsetmeye çalışıyorlar. Bu doğrultuda yıllar öncesinde hazırladıkları sözde bilimsel ve hukuksal haritaları var. Hakkaniyetle bağdaşmayan talepleri; Ege Denizi’nin neredeyse tümünü almak, Doğu Akdeniz’de ise Türkiye’nin 145 000 km karelik bölgesini 41 000 km kareye düşürmek niyetini içeriyor. Bu plana göre yüzölçümü 7,3 km kare olan Meis Adası, Türkiye’ye 58 000 km kare münhasır ekonomik bölge kaybettirecek görünüyor. 33 000 km karelik bir ekonomik bölge kaybı da Kıbrıs’ta Rumların arzuladığı federasyon gerçekleşirse oluşacak. Yunanistan son yıllarda Türkiye’nin bir zafiyet anını yakalayarak tek taraflı ekonomik münhasır bölge ilân etme beklentisinde.
Elindeki adalara dayanarak, Türkiye’yi denizlerden yoksun bırakmak isteyen Yunanistan, 12 adaya ilişkin tarihi ve hukuki sorunları da görmezden geliyor. Bir yandan münhasır ekonomik bölge ilanına hazırlanıyor, ama Akdeniz’deki en büyük adası olan Girit Adası üzerinde Türkiye’nin hak iddia edebileceğini göremiyor. Girit üzerinde Yunanistan’ın mülkiyeti tartışmalı. Hatta Girit ile ilgili antlaşmalara göre, adanın dörtte üçünün ve çevresindeki 14 adacığın Türkiye’ye ait olduğu iddiası var. Bu tez, ilgili antlaşma metinlerindeki ifadelere göre tutarlı bir iddia.( Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım: Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir, Saygı Öztürk imzalı haber, Sözcü gazetesi, 07.12.2017)
Yunanlıların ve Kıbrıs Rumlarının münhasır ekonomik bölge istekleri kabul olunamaz. Bu tavizi verecek Türk hükümeti düşünülemez, kazara vermeye kalkacak hükümetin Damat Ferit kabinesinden farkı kalmaz ve iktidarını sürdüremez. Öte yandan bu sorun, savaş gemilerinin boy göstermesine dayalı gambot diplomasisi, karşılıklı notalar verilmesi, savaş uçaklarının it dalaşları ve NOTAM’larla çözümlenebilecek bir sorun da değildir.
Rum-Yunan ikilisi, KIBRIS, Ege ve Akdeniz’de oldubittilerle Türkiye’nin haklarını ihlal etmek isterken, Türkiye’nin deniz sorunları “Mavi Vatan” yaşamsal önemdedir. Eğer bu alanda bir zafiyet içine düşülürse, Türkiye’nin ana kıtasının savunmasında da ciddi sorunlar ortaya çıkar.
Türkiye, denizlerdeki egemen yetki alanlarını açıkladı ama bu yeterli değil. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de mutlaka sınırları belirlenmiş, koordinatları Bakanlar Kurulu’nca onaylanmış Kıta Sahanlığı Egemen Alanlarını yani Münhasır Ekonomik Böllge ilan etmesi gerekli. Gelinen durum itibariyle Türkiye, Doğu Akdeniz’den dışlanmaya çalışılmaktadır.Bu süreci engellemek için Türkiye, Doğu Akdeniz’de daha aktif bir politika izleyerek Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) koordinatlarını ilan ederek, Birleşmiş Milletlere istenilen belgeleri teslim etmelidir. Türkiye Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesini vakit geçirmeksizin ilan etmesi gerekir.
Türkiye, diplomasinin gereklerini yerine getirerek, gerekli askeri önlemleri alarak, gerek Ege’de gerekse Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuka göre hakkaniyetle hak iddia ettiği alanları kapsayacak biçimde münhasır ekonomik bölge ilanını daha fazla geciktirmeden yapmalıdır. Yunanlıların ve Kıbrıslı Rumların itirazlarına karşı gereği elbette yapılır. Bu stratejinin karşıtı olarak bekleyelim, yapabilirlerse onlar münhasır ekonomik bölgelerini ilan etsinler, biz savunmada olalım stratejisi, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiyemize denizlerini kaybettirir.
TÜRKİYE GÜÇLÜ OLMAK, YANILMAMAK, HATA YAPMAMAK ZORUNDA