Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları mücadelesi

Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları mücadelesi


Cemal Aslan’ın yazısı…

Fiziki ve siyasi coğrafyanın karmaşıklığı, bir çok alanda menfaatlerin çatışması, bölgenin doğal kaynaklarca zenginliği, Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığının ve Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’nin öneminin son yıllarda daha da artırmıştır. Dolayısıyla, ülkelerin Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarının belirlenmesi, bu denize kıyısı olan Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Mısır, Yunanistan, İngiltere, Filistin, KKTC ve GKRY’nin katılacağı çok taraflı bir antlaşma ile çözüme kavuşturulması en akılcı yöntemdir.

Denizler, toplumların ulaşım, nakliye, ticaret, turizm, gıda ve savunma gibi pek çok amaçla yararlandıkları önemli alanlardır.
Türkiye, denizlerdeki egemen yetki alanlarını açıkladı ama bu yeterli değil. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de mutlaka sınırları belirlenmiş, koordinatları Bakanlar Kurulu’nca onaylanmış Kıta Sahanlığı Egemen Alanlarını yani Münhasır Ekonomik Böllge ilan etmesi gerekli. Bakanlar Kurulu kararının Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Bölümü’ne götürülmesi ve onaylanması yeterli.Bir kıyı devleti Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesne (BMDHS) taraf olmadan da MEB ilanı yapabilir. Doğu Akdeniz’in coğrafi yapısının karmaşıklığı nedeniyle sahildar ülkelerin deniz yetki alanlarının sınırlarının çakışmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, söz konusu bölgedeki sahildar devletler bu bölgede yer alan diğer sahildar devletlerle antlaşma yapmadan MEB’lerini tek taraflı olarak ilan ederek ikili antlaşmalar yapmaktadır. Türkiye ve KKTC Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesne(BMDHS) taraf olmamasına rağmen MEB ilan etme hakkına sahiptir.

Bu alanların kullanımı,son yüzyıla kadar uluslararası ölçekte belirlenmiş bir düzenlemeye tabi değildi. 1982 yılında üzerinde anlaşmaya varılan ve birçok ülkenin imzalayarak taraf oldukları Birleşmiş Milletler Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi(BMDHS)’yle kurallara bağlanmıştır. Sözleşmeye taraf olmayan ülkelerde, sözleşmenin maddelerini esas alarak ve evrensel hakkaniyet kuralları çerçevesinde kendi haklarını kullanabilmektedirler. Bu hakların en başında, kıyısı olan ülkelerin denizlerde yetki alanı belirleyebilmeleri gelmektedir.
Doğu Akdeniz’de dogal kaynaklarının çıkarılmasından ziyade Münhasır Ekonomik Bölge ve bölgelerin paylaşımı kilit rol oynamaktadır. Çünkü uluslararası hukuk kapsamında asıl uzlaşmaya varılması gereken husus paylaşım konusudur. Doğu Akdeniz bölgesinde Mısır, İsrail, GKRY ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşmaların geçerli olabilmesi için öncelikli olarak adanın diğer hak sahibi ülkesi KKTC’nin tanınması gerekmektedir.

Fakat şu anki konjonktür bu durum için elverişli değildir. Doğu Akdeniz’de keşfedilen enerji kaynakları adanın tümünü ilgilendirdiğinden sadece GKRY’nin sorumluluğunda değildir. Dolayısıyla Güney Kıbrıs sadece kendi çıkarları doğrultusunda diğer bölge ülkeleri ile anlaşma yapmamalıdır. Türkiye’nin stratejik konumundan dolayı Türkiye’nin denklemin içerisinde olması gerekirken KKTC’nin uluslararası tanınmamasından kaynaklı politik bir çıkmaza girmektedir. GKRY, KKTC’yi tanımadığı için potansiyel anlaşmalara dâhil etmemektedir. Fakat söz konusu bölgede KKTC’siz bir MEB paylaşımı mümkün olamayacağından, uluslararası hukuk çerçevesinde tıkanmalar yaşanması mümkün görünmektedir.

Rum kesiminin MEB ilanı, adanın Kuzey kesiminde yaşayan Kıbrıs Türk halkının da temsilcisi gibi tüm ada adına atılan bir adım olmuştur. Yunanistan ise resmi olarak Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmemişse de, Meis Adası güneyindeki sahada MEB dikte etmeye çalışmaktadır. Yapılan paylaşıma göre, Doğu Akdeniz’e en fazla ve en uzun kıyısı bulunan 1566 kilometre ile Türkiye’ye bırakılan MEB’sinin iyi niyet ve hakkaniyet ilkesinden yoksun bir düşüncenin ürünü olduğunu göstermektedir. Hele hele Kaş İlçesi’nin hemen karşısında yer alan ve insanların tüm ihtiyaçlarını bu ilçeden giderdiği Meis Adası marifetiyle adeta Türkiye’nin denizle olan irtibatının kesilmeye çalışılması tahammül sınırlarını zorlayan bir uygulamadır. Dolayısıyla Türkiye, GKRY’nin ilan ettiği MEB’yi, bazı kıyıdaş devletler ile yaptığı antlaşmaları ve verdiği petrol ve doğalgaz arama ruhsatlarını tanımamaktadır. Ayrıca, GKRY’nin tespit ettiği bölgelerde arama yapmaya karar veren petrol şirketlerine yaptırım uygulamaktadır.

Doğu Akdeniz’de karşılıklı kıyıların uzunluğu 400 deniz milinden daha kısadır. Dolayısıyla, kıyıdaş devletlerin sınırlarının belirlenmesi karşılıklı mutabakat gerektirmektedir. Bu nedenle, Türkiye Doğu Akdeniz’de tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilanı yoluna gitmemiştir.Türkiye gibi düşünmeyen hatta bunu fırsat bilen GKRY’nin girişimleriyle İsrail, Mısır ve Lübnan arasında imzalanan Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) antlaşmaları, bu yöntemin tercih edilmediğini göstermektedir. Bunun yanı sıra, son yıllarda başta Suriye olmak üzere bazı bölge ülkelerinde yaşanan iç karışıklıklar, bölge ülkeleri arasında yaşanmakta olan anlaşmazlıklar nedeniyle kıyıdaş devletlerin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının paylaşımı için bir araya gelmeleri pek mümkün görünmemektedir.
Gelinen durum itibariyle Türkiye, Doğu Akdeniz’den dışlanmaya çalışılmaktadır.Bu süreci engellemek için Türkiye, Doğu Akdeniz’de daha aktif bir politika izleyerek Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) koordinatlarını ilan ederek, Birleşmiş Milletlere istenilen belgeleri teslim etmelidir. Türkiye Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesini vakit geçirmeksizin ilan etmesi gerekir.

DipNot – MEB (Münhasır Ekonomik Bölge): MEB, kıyı devletinin karasuları esas hattından başlamak suretiyle 200 deniz mili açığa kadar giden deniz bölgesinde; su altında, toprak altında ve deniz yatağında kıyı devletine bazı ekonomik haklar veren bölgedir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS)’nin 56. ve 60. maddelerine göre, kıyı devleti bu bölgede canlı cansız kaynakları araştırabilir, suni adalar veya tesisler kurabilir. Kurulan bu ada ve tesislerin kendisine ait karasuları vs. olamaz. Aynı şekilde ada veya tesisi inşa eden devletin de karasularını, kıta sahanlığını ve MEB’ini etkilemez. Kıyı devletinin MEB üzerinde var olan hakları ekonomik niteliktedir. Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’ye ilişkin hükümler 1982 BMDHS’nin 55-85’inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. En fazla 200 deniz miline kadar uzanan MEB, karasularının ölçülmeye başladığı hattan itibaren ölçülmeye başlamaktadır (Md. 57; Md. 5-16). Sözleşme, eğer deniz genişliği, bu genişliği karşılayacak kadar büyük değil ise, kıyı devletleri arasında anlaşma yapılmasını öngörmektedir. Ayrıca Sözleşme, Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) ilan eden kıyı devletinin ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölge(MEB)’yi gösteren harita yayımlayarak bir nüshasını BM Genel Sekreterliğine göndermesi gerektiğini belirtmektedir (Md. 75 Para.2)

Kıta Sahanlığı: Coğrafi olarak kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin denizin altında devam eden doğal uzantısıdır. Diğer bir ifadeyle, komşu karanın deniz altındaki uzanışı gibi görünen, karaların kenarında, kıyıdan açığa doğru eğimin belli şekilde arttığı yere kadar uzanan, az eğimli sığ denizlere sahip saha coğrafi anlamda kıta sahanlığı alanıdır. Hukuki anlamda ise kıta sahanlığı adı verilen bölge, kıyı devletinin, karasularının ilerisinde ama kıyıya bitişik durumdaki deniz tabanı ve altındaki cansız varlıkların araştırılması ve işletilmesi konusunda münhasır hak sahibi olduğu deniz yetki alanıdır. Bu alan, kıyı çizgisinden 200 deniz mili uzaklığa ve hatta tabii kıta sahanlığı daha ileriye gidiyorsa deniz derinliğinin 2500 metreyi bulduğu izobar çizgisinin 150 deniz mili açığına kadar gidebilen ve üst sınırı her durumda 350 deniz mili olabilen bölgedir. Coğrafi kıta sahanlığı, hukuki kıta sahanlığının sadece bir bölümünü oluşturmaktadır. Hukuki açıdan bu kavram; coğrafi anlamdaki kıta sahanlığını, kıta yamacını ve kıta yükseliminin tümünü içermektedir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi(BMDHS)’ne göre,adalarda kıta sahanlığına sahiptir. Ancak, bir şartı var. O şart da, bir adanın kıta sahanlığına sahip olabilmesi için adada insan yerleşiminin olması gerekir. Herhangi bir ekonomik yaşamı olmayan kayalıkların kıta sahanlığı da, özel bir ekonomik bölgesi de yoktur. Bu tür sahalarda bitişik ya da karşılıklı kıyı sahibi olan devletlerin kıta sahanlığını anlaşarak sınırlandırmaları gerekmektedir.