Eski Maliye Bakanlarından hükümete ekonomik eleştiriler: Hükümetin ömrü kısa olur

Eski Maliye Bakanlarından hükümete ekonomik eleştiriler: Hükümetin ömrü kısa olur

Çiğdem AYDIN-Diyalog Gazetesi

KKTC’nin üç eski Maliye Bakanı, yaşanan ekonomik krizin enflasyonu körükleyeceğini, fakirin daha da fakirleşeceğini belirterek, sıkıntılı bir sürecin yaşanacağı uyarısında bulunuyor. Diyalog’a konuşan eski Maliye Bakanlarından Birikim Özgür, para krizinin atlatılması için Türkiye ile temasa geçilmesini önerirken, “Alınan kararlarda şüpheler yaratılırsa bu durum hükümetin ömrünü de kısaltabilir” dedi. 
   Maliye eski bakanlarından Zeren Mungan, krizin etkilerinin uzun vadede hissedileceğini belirtirken, kamu reformunun önemine dikkat çekti. UBP Milletvekili, Maliye eski Bakanı Ersin Tatar ise, hükümetin almış olduğu önlemleri eleştirirken, özellikle kiralarla ilgili kararın büyük zararlara yol açacağını iddia etti.

Ne dediler?.. Ne dediler?…

Zerren Mungan: 
Yaşanılan ekonomik kriz büyük ölçüde bizim dışımızda gelişen olaylardan kaynaklanıyor.  Daha çok para politikaları ve siyasi yönü olan kriz. Türkiye ile birlikte bize de yansıdı.  Hükümetin aldığı önlemler bir ölçüde gerekli önlemler, biraz geliştirilebilir diye düşünüyorum. Bir de bizim reforma ihtiyacımız var. Bu krizler olmasaydı da bizim yapmamız gereken reformlar vardı. Bu reformların hayata geçmesi halinde geleceğe yönelik daha rahat olacağız. Paradan kaynaklanan krizler nedeniyle alacağımız tedbirlerin yanı sıra reform tedbirlerini de gözden kaçırmamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu iki yönüyle bizi etkileyecek, orta ve uzun vadede olumlu etkilerini göreceğiz. Eğer bu reformları yaparsak, diğer taraftan da Türkiye ile imzaladığımız protokol çerçevesinde 1 milyar Türk Lirasına yakın, reformlara yönelik olarak bir ödenek söz konusu. Dolayısıyla, bu ödeneklerden de bir kaynak akışı olacağı için paradan kaynaklanan kriz için kısa vadede bir açılım sağlayacak diye düşünüyorum. Ancak, bunun yanı sıra birkaç yıldır bütçede alınan tedbirler ve diğer düzenlemeler nedeniyle bütçe açıklarımız oldukça sınırlı seviyelere indi. Bütçe, maaşlarımızı en azından cari giderlerimizi karşılar duruma geldi. Yatırım ve reel sektör destekleri açısından Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarını kullanmak durumundayız. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti ile masaya oturup, kısa dönem için bir kaynak talebinde bulunmak yararlı olur diye düşünüyorum. Tabi bu ifade ettiklerimin hepsi eş zamanlı olmalıdır. Çünkü şimdi kısa vadede bir çözüm bulursunuz ama reformları hayata geçirmezseniz, orta-uzun vadede farklı nedenlerle bir takım sıkıntılar yaşayabiliriz diye düşünüyorum. 

Birikim Özgür: 
Kur krizi KKTC ekonomisinin kronik sorunlarının daha görünür ve hissedilir olmasına yol açtı. İlerleyen dönemde daha ciddi boyutlara ulaşacak bir enflasyon sorunu ve buna bağlı olarak fakirleşme yaşanacak. Bankalarımızdaki mevduatların yüzde 60’ı döviz cinsiden olduğu için aslında fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. Yapısal sorunların varlığı da yangına benzin dökecek, yani yurttaşların ve devletin fakirleşme sürecini tetikleyecek. Hükümet 24 maddelik tedbir paketiyle esasta kamu gelirlerinden feragat ederek, elinden geldiğince enflasyonu yani yurttaşların fakirleşmesini dizginlemeye çalışıyor. Bu çabanın psikolojik anlamda pozitif bir etkisi olacak. Ancak kriz nedeniyle devlet de fakirleştiğinden, bir biçimde kamu giderlerinin dizginlenmesi şart ve bu konu 6 aylık dörtlü koalisyonun iş yapma kapasitesini gözler önüne serecek. Hükümetin kamu giderlerini dizginlerken, ilkesel bir yaklaşım geliştirmesi şart. Kalıcı düzenlemelere gidilmesi gerekiyor. Bu kriz sadece 2018 yılına özgü değil. 2019 yılına ve sonraki yıllara da ciddi yansımaları olacak. Bugünden başlayarak devlet bütçe dengesini iyileştirici ve pahalılığı düşürücü kalıcı düzenlemelerin konuşulması ve hızlıca uygulamaya sokulması gerekiyor. Ek mesailer konusunda bir adım atıldı. Sendikaların tepkisinin ardından konu askıya alındı. Eğer hükümet kalıcı düzenleme yerine geçici etkiye sahip adımlara yönelirse, iş yapma kapasitesine ilişkin ciddi şüpheler doğabilir. Bu da hükümetin ömrünü kısaltabilir. İş yapma kapasitesi dediğimiz olay, bir hükümetin sadece kendi görev süresinde değil, gelecekte de yurttaşlara yarar sağlayıcı etkiye sahip işlere yoğunlaşabilmesiyle ilgilidir. Eğer bu dönemde hükümet yıllardır konuşulan ama bir türlü hayata geçirilemeyen reformlar konusunda somut bir siyasi irade sergilemek yerine, topu taca atmayı tercih ederse kur krizinin etkileri her geçen günle birlikte katlanarak artacak. Bu süreçte döviz borçlar fakirleşmenin sembolüne dönüştü. Bu konuda bankaların da bir şeyler yapması gerekiyor. Örneğin, borçların yeniden yapılandırılması ile doğacak ilave kârı müşterilerine bağışlayabilirler. Bu bir sivil inisiyatiftir ve anlamlı bir örnektir. Fakirleşen halkın derdine derman olacak olan yine halkın kendisidir. Ciddi bir iç borç sorunu yaşayan ve bütçe açıkları ile cebelleşen devletten, kimse büyük beklentiler içine girmemeli. Devlet ekonominin üzerinde yük olmasın, gölge etmesin, iş yapmanın önündeki engelleri kaldırsın yeter. Hükümet bu konuya yoğunlaşsın ve iş yapma kapasitesine sahip olduğunu yurttaşlara hissettirsin. Evet fakirleştik ama piyasa kendi dengesini yeniden yaratırken, biz de daha çok çalışmaya ve devletten sadece düzenleme ve denetleme ağırlıklı bir fonksiyon yürütmesini talep etmeye alışmak zorundayız.” 

Ersin Tatar: 
Günün sonunda KKTC’nin yapısal bozuklukları olabilir ama bu döviz krizidir, finans krizidir. Dolayısıyla bu da yaşanacaktır. Kıbrıs Türkü birlik ve beraberlik içerisinde bir takım güzel açılımlarla bu krizi atlatacaktır, buna inanıyorum. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geldiğinde hedef fert başına milli geliri 25 bin dolara arttırmaktır dedi. Fuat Oktay, şimdi şu anda Kıbrıs’tan sorumlu Cumhurbaşkanı yardımcısı. O da Kıbrıs’ı cazibe merkezi yapıp, buradaki refahı iki katına artırmayı hedeflediklerini belirtti. Demek ki burada doğru projeler, bir takım reformlar yapılırsa -su projesinde olduğu gibi-, burasının cazibe merkezi olması ile ekonomik büyüme, büyüyen ekonomiden de daha adil bir paylaşım doğar. Tabi vergi sistemini de tekrar gözden geçirerek daha fazla kazanandan daha fazla, kazanmayandan da hiç vergi almamak gibi bir paylaşımla, KKTC’de daha fazla refahı insanlarımıza sağlamak zorundayız. Bunun için de çalışmak lazım, üretmek lazım. Türkiye Cumhuriyeti’ne de mutlak ihtiyacımız vardır. Türkiye bizim tek dışa açılan kapımızdır. Bugün Turizm, Yüksek Öğrenim de ihracatımızın da büyük bir çoğunluğu Türkiye’ye yapılmaktadır. Bu ilişkileri giderek geliştirmek lazım. Bunun için de gerçek uzmanlara ihtiyaç vardır. Tüm bunların çalışmaları yapılırken bizim heyetlerimizde de konusunda uzman ve bu heyetleri yönlendirecek bir takım siyasi iradeler lazımdır. Üniversitelerimizdeki ekonomistlere, insanlarımıza önem vermeliyiz. 
Hükümetin aldığı ekonomik tedbirler, palyatif tedbirlerdir. Bunların içerisinde gerçekten dövize yönelik hiçbir şey görmüyorum. Özellikle bu kira meselesi de, dövizin sabitlenmesinin son derece yanış olduğu ortaya çıkmıştır. Gerçekten de çok acemi ve hukuksuz olduğu da ortaya çıkmıştır. Ve bir hukukçunun Başbakan olduğu bir memlekette, bu kadar duyarsızlığı da anlamakta güçlük çekiyorum. Bir uzman olarak, bir iktisatçı olarak, bir eski maliye bakanı olarak bunun çok büyük zararları da olabileceğine inanıyorum. Bunun çözüm yolu da bu değildir. Çünkü piyasaların güvensizliği gerçek anlamda büyük zarar veriyor. Yatırımcıyı da kaçırır, yatırımcı kaçınca da ekonomi ciddi şekilde etkilenir. İnşaat sektörü önemli bir sektördür ve bu sektörde binlerce insanımız bankalardan borçlanmış, konut yapmış, kimileri kiralayarak bu yatırımlarını sürdürmektedirler. Yabancılar da dahil, bir de bakıyoruz ki siz aldığınız kararlarla ekonomiyi düzenlemek değil, ekonomiyi bozuyorsunuz. İnsanların banka borçları aynıdır, değişen bir şey yok. Geliri düştü ama banka borçları aynı kaldı. E, nasıl olacak bu? Benim önerim; tüm tarafları çağırıp geniş kesimlere hitap ederek hazırlanması gerekiyor. Meclisten geçmeliydi, öyle kararnamelerle olmaz bu işler.