CTP’li Birikim Özgür’den çok çarpıcı yazı: ‘Türkiye’yi işgalci ve sömürgeci olarak nitelendiriyorlar’ Başbakan ne diyor?

CTP’li Birikim Özgür’den çok çarpıcı yazı: ‘Türkiye’yi işgalci ve sömürgeci olarak nitelendiriyorlar’ Başbakan ne diyor?

CTP’li Birikim Özgür, Haber Kıbrıs’ta çok çarpıcı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı;

Birikim Özgür

Syriza ekibi hükümetin iş yapma ve ülkeyi yönetme kapasitesini dumura uğratmak için faaliyetlerini aralıksız sürdürüyor.

En çok başvurdukları silah Türkiye karşıtlığı.

Gazetelerde çarşaf çarşaf yazılar yayımlıyorlar.

Türkiye’yi işgalci ve sömürgeci olarak nitelendiriyorlar.

Ki, Ankara gücenip işleri yokuşa sürsün, “Bu nasıl bir başbakandır ki kendi partisinin milletvekillerine ve çalışanlarına dahi söz geçiremiyor” denilsin.

Halkın ve KKTC kamusunun fakirleşmesi umurlarında bile değil.

Bilakis bundan büyük keyif alıyorlar.

Çünkü proje başka, proje büyük…

Hükümetin atması gereken adımlar var.

Türkiye ile imzalanan 2016-2018 protokolünün dayatma olduğu ya da sıkı maliye politikası içerdiği şeklindeki bilgiler külliyen yanlıştır.

Bu program hazırlanırken CTP iktidardaydı.

Program hiçbir şekilde sıkı maliye politikası ya da kemer sıkma yaklaşımına dayandırılmadı.

Programın ana amacı kontrolsüz şekilde artan kamu harcama kalemlerini dizginlerken ekonomiyi büyütecek adımlara yoğunlaşmaktı.

Harcamaları disiplin altına sokmakla azaltmak arasındaki farkı görmek gerekiyor.

Bunun da ötesinde programla ekonomik büyümeyi destekleyecek tarzda kamu harcamalarının artırılması öngörülüyor.

Örneğin altyapı yatırımları…

Sadece 2017 yılında ülkemizde 150 milyon TL’yi aşan kamu yatırımı gerçekleştirilmiş.

Bu yatırımların bir kısmı yerel kaynaklardan bir kısmı Türkiye kaynaklarından karşılanmış.

Bu yıl kamu eliyle yürütülecek yatırımlar için Türkiye’nin sağladığı hibe miktarı 467 milyon TL.

Ekonomik büyümeyi desteklemek için de 212 milyon TL ayrılmış.

Teşekkür etmek yerine “Türkiye bize dayatma yapıyor” demek insafsızlıktan başka bir şey değil.

Bu dönemde işsizlik tarihin en düşük seviyelerine indi.

Bu da göz ardı edilmemeli.

Genç işsizlik oranımız Türkiye ve güneyden daha iyi durumda.

Niyeti Kıbrıslı Türkleri diz çöktürtmek olan Türkiye karşıtı propaganda faaliyetleri gerçekleri yansıtmadığı için başarıya ulaşması mümkün değil.

Ama hükümetin ev ödevlerimize yoğunlaşabilmesi koşuluyla…

Ankara ile masaya oturmadan önce hükümetin mutlaka 2016-2018 programında yer alan kamu harcamalarını disiplin altına alma eylemlerine odaklanması ve kalıcı bazı düzenlemelere gitmesi gerekiyor.

Örneğin ek mesailer…

Ben Maliye Bakanı iken 80 milyon TL olan ek mesailer birkaç yıl içerisinde nasıl 120 milyon TL’yi aşar?

150 milyon TL’ye dayanıyor.

Burada ciddi bir yapısal sorun var demektir.

Ek mesai saat ücretleri çok yüksek.

Sadece ek mesai ile bir memurun maaşı kadar ilave gelir sağlaması normal değildir.

Bunu iki asgari ücret ile sınırlandırmak gerekiyor.

Daha fazlasını isteyenler “kemer sıkılıyor” diyebilir ama devletin bu kriz ortamında fazlasını karşılayabilecek gücü yoktur.

Bu konuda sürekli “vardiya sistemine geçilirse sorun aşılır” deniliyor.

Halbuki zaten sağlıkta vardiya var, gümrükte yok.

Vardiyanın olup olmaması harcamaların kontrolsüz artışındaki temel etken değil.

Ek mesai ücretlerinin makul seviyelere çekilmesi ve çalışma disiplini sağlanması şart.

Programdaki bir diğer disiplin öğesi burslardır.

Burada da bursların istihdam piyasasını olumsuz etkilemesinin önüne geçmek adına yeni bir düzenlemeye gidilmesi gerekiyor.

Burslar yoluyla ihtiyaç duyulan alanlar teşvik edilmeli.

Ve taşımalı eğitim…

Bu kalemde israfı önleyecek ve toplu taşımacılığı geliştirecek tarzda yeni bir modele geçilip verimliliğin artırılması gerekiyor.

Bu üç konu dışında programda maliye politikaları ile ilişkilendirilebilecek herhangi bir husus yoktur.

Bunlar da zaten salt mali kaynakları kısmayı değil esasta etkinliği artırmayı hedefliyor.

Bilimsel olarak programın sıkı maliye politikalarına dayandırıldığını kimse iddia edemez.

Bu açık ve nettir.

Buradan şu sonuca ulaşıyoruz:

“Sıkı maliye politikası uygulanıyor” argümanı ile ve bu kapsamda Türkiye ile geliştirilen destek ilişkisine karşı beyanat verenlerin tek bir derdi var o da statükonun devam etmesidir.

“Türkiye göndersin biz de sorumsuz ve hesapsız bir şekilde harcayalım” anlamına gelen çıkışlardan medet umanlar varsa kusura bakmasınlar ama bu kriz ortamında yaptıkları şımarıklıktan başka bir şey değildir.

Hükümet harcama disiplini ile ilgili konularda somut adım atıp başı dik bir şekilde Ankara’daki muhataplarının karşısına çıkmalı ve aynen şunu demeli:

“Ben üzerime düşen sorumlulukları yerine getirdim, siz de sadece altyapı ve reel sektör destekleri için değil aynı zamanda reform destek ödeneğinin de kurallarını esnetip 1,5 milyar TL’ye varan bu kaynakları azami düzeyde bize kullandırın ki Türk Lirasından kaynaklanan bu büyük krizi aşabilelim”.

Top sayın Başbakanın önündedir.