Battlefield in Paris is the slanderer’s karma

Battlefield in Paris is the slanderer’s karma

Yorum: Reyhan Canavar, İstanbul Aydın Üniversitesi

For a long time, Turkey is trying to become a member of the European Union. The accession talks started officially in 2005 but, the roots of Turkey-EU relation dates officially back to 1959 in which turkey applied to the European Economic Community (EEC). In 1963 Turkey is made an associate member of the EEC. Today, the accession talks are still going on although; the diplomatic negotiations have been frozen for several times. Turkey has been frequently accused of its non-compliance to the European standards in terms of protecting the fundamental human rights of its citizens. The intervention of Police forces during the 2013 Gezi Park protests in Istanbul, Turkey has been highly criticized by the Western bloc. Along with other external factors such as the Cyprus issue have led to deadlocks in accession talks. As a result, some chapters are blocked and benchmarks for Turkey could not be opened.

The Gezi Park protests in 2013 began as a local resistance against the plan to redevelop the Gezi Park. After the police intervention it turned into nationwide anti-government protests but later it also has found resonance in the West. Back then; the Turkish government was accused of becoming authoritarian and of trying to impose Islamic values in a secular state. Afterward, several Western countries such as Germany and French have doubted Turkey’s compliance with European laws. They blocked new chapters to be opened for Turkey, which complicated the accession process even further. According to the Turkish president Recep Tayyip Erdogan, Europe is using double standards and contradicts itself by claiming that it treats all candidate states equally during the accession process.

When it comes to accusations of Human rights in Turkey by the West, the recent battlefield in Paris seems to be the slanderer’s karma in which they wanted to teach Turkey a democratic lesson in 2013. The recent clashes between the French police and the Protestors, wearing yellow vests, are showing the world that it can be even worse. On Nov. 24 the French citizens went out on the streets to enjoy their fundamental right to participate in peaceful democratic protests. The participants only wanted to express their dissatisfaction towards the rising fuel prices. To the astonishment of many, the police brutally cracked down by using violence, tear gas, and water cannons. So far, 750 people were injured, two people were killed and 693 people have been detained. This all happened during a short period of less than one week.

Instead of questioning how this terrible police intervention could take place in a modern state where democracy is deeply rooted, mainstream Western Media has chosen to remain silent. No Western Media have criticized France in a way they had criticized Turkey during the Gezi Park protests. Back then, Turkey was in the headlines of the mainstream Western Media for several weeks in a row but, now what happened to the same Media? Why are they not frequently reporting the last developments in case of the Paris protests? Unfortunately, the image of France has already been damaged. There is nothing to hide. The world has already seen the behavior of French police forces towards its citizens, which is totally in contrast with the European standards of human rights. Of course, it is terrible what happened and I want to offer my sympathy and sincere condolences to the families of the victims. I’m against the glorification of any violation no matter what race, religion, gender, ethnicity or social status. But what comes around goes around.

Despite, breakdowns in Turkey-EU relations both are in the awareness that they need each other for economic and security matters, but EU seems to be more beneficial. After a long road with up and downs, Europe is still questioning the Europeanness of Turkey. At the same time, Turkey lost its hope and doubt the sincerity of the EU in accession talks. As the former minister of EU affairs, Egeman Bagis said, in his dietician metaphor. Turkey is less concerned with becoming a full EU member any more; rather it sees its Europeanization process as a diet in which the socio-economic, political and democratic reforms are in the stake of improving the living standards of its citizens. Recently, Ankara and EU attempt to boost their relationship during the EU High-Level Political Dialogue meetings on Nov.22 and the Turkey-EU Association Committee on Nov.28. They resume stalled EU accession talks and put again the visa liberalization on the table. However, in whether is Turkey to going succeed and being accepted as a full EU member this time? We all will see what the future will bring us.

Paris’teki savas alanı, iftiracının karmasıdır

Uzun zamandır Türkiye, Avrupa Birliği’ne üye olmaya çalışıyor. Katılım müzakereleri 2005 yılında resmen başladı, ancak Türkiye-AB ilişkilerinin kökleri, 1959’a kadar uzanıyor. 1963’te Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğu’na kabul edilmistir. Gunumuzude, cogu kez diplomatik görüşmelerin dondurulmasina ragmen Avrupa birligine katılım müzakereleri hala devam ediyor. Türkiye, sıklıkla vatandaşlarının temel insan haklarını korumak açısından Avrupa standartlarına uymamamakla suçlanmaktadır. 2013 yılında İstanbul’daki Gezi parki protestoları sırasında polis güçlerinin müdahalesi, Batı bloğu tarafından eleştirildi. Kıbrıs sorunu gibi diğer dış faktörlerin yanı sıra, katılım müzakerelerinde de sorun yaşanmıştır. Sonuç olarak, bazı ana basliklar engellenmiş ve Türkiye için ölçütler açılamamıştır.

Gezi Parkı protestoları 2013 yılında parki yeniden geliştirme planına karşı yerel bir direniş olarak başladı. Polis müdahalesinden sonra ülke çapında hükümet karşıtı protestolara dönüştü, ancak daha sonra Batı’da da genis yanki uyandirdi. O zamanlar; Türk hükümeti otoriter olmaya ve laik bir devlete İslami değerleri empoze etmeye çalışmakla suçlandı. Daha sonra, Almanya ve Fransa gibi bazı Batılı ülkeler, Türkiye’nin Avrupa yasalarına uyumundan kuşku duymaya basladi. Türkiye için açılacak yeni ana basliklar engellendi, bu da Avrupa birligine üyelik sürecini daha da karmaşık hale getirdi. Türkiyenin Başkanı sayin Recep Tayyip Erdoğan’a göre Avrupa, çifte standart kullanıyor ve üyelik sürecinde tüm aday ülkelere eşit davraniyoruz iddia edilerek celiski icersine dustuklerini beyan etti.

Bati tarafindan Turkiyenin insan haklari elestirildiginde, 2013 yilinda avrupanin Turkiyeye demokratik bir ders verme cabasi Paris’de olan savas alani goruntuleriyle apacik ortada. Fransız polisi ve sari yelekli Protestocular arasındaki son çatışmalar, Avrupa standartlarina ornek davranislar olmadigini teskil ediyor. 24 Kasım’da Fransız vatandaşlar, barışçıl demokratik protestolara katılma haklarını kullanarak sokaklara çıktılar. Katılımcılar sadece artan yakıt fiyatlarına olan memnuniyetsizliklerini ifade etmek istediler. Birçok kişinin şaşkına ugradigi göz yaşartıcı gaz, su topları ve siddet gibi polis mudalelerine basvuruldu. Bir haftadan kisa bir surede 750 kişi yaralandı, 2 kişi öldü, 693 kişi gözaltına alındı.
Bu acimasiz polis müdahalesinin demokrasinin köklü olduğu modern bir devlette nasıl gerçekleşebileceğini sorgulamak yerine, Batı Medyası sessiz kalmayı tercih etti. Hiçbir Batı Medyasi, Gezi Parkı protestoları sırasında türkiye’yi eleştirdigi kadar Fransa’yı eleştirmedi. O zamanlar Türkiye, Batı medyasinin mansetlerinde bir kac hafta ust uste yer alirken, şimdi aynı Medya’ya ne oldu? Paris protestoları için neden son gelişmeleri sıklıkla bildirmiyorlar? Maalesef, Fransa’nın imajı zaten hasar gördü. Saklanacak bir şey yok. Dünya, Fransız polis güçlerinin vatandaşlarına karşı davranışlarını zaten gördu, ki bu tamamen Avrupa insan hakları standartlarına aykırı bir davranistir. Olanlari kesinlikle kiniyorum, olaylarda zarar gormus protestocular ve ailelerine iyi dileklerimi sunmak istiyorum. Hangi ırk, din, cinsiyet, etnik köken ya da sosyal statü olursa olsun herhangi bir ihlalin yüceltilmesine karşıyım. Fakat atalarimizin dedigi gibi ne ekersen onu bicersin.

Türkiye-AB ilişkilerinde yasanan sorunlara ragmen her iki tarafinda ekonomik ve guvenlik acisindan birbirlerine ihtiyac duyduklari apacik ortadadir. Fakat Turkiyeye gosterilen tepkiyi Paris’de yasanan olaylarda goremiyoruz. Uzun ve zor bir surecten sonra, Avrupa hala Türkiye’nin Avrupalılığını sorgulamaktadır. Aynı zamanda Türkiye, umutlarını yitirdi ve AB’nin üyelik müzakerelerindeki samimiyetinden şüphe duymaya basladi. Eski AB bakanı , Egeman Bağış, diyetisyen metaforunda söyledigi gibi, Türkiye artık tam bir AB üyesi olmaktan daha az endişe duyuyor; daha ziyade, Avrupalılaşma sürecini, sosyo-ekonomik, politik ve demokratik reformların vatandaşlarının yaşam standartlarını iyileştirme pahasına olduğu bir diyet olarak görmektedir. Son zamanlarda, Ankara ve AB, 2 Kasimdaki Yüksek Düzeyli Siyasi Diyalog toplantıları sırasında, ilişkilerini duzeltme girişiminde bulundular. AB ve Turkiye üyelik müzakeri surecini ve vize serbestleştirme cabalarini tekrar gundeme getirdiler. Ancak, Türkiye’nin bu sefer tam bir AB üyesi ülke olarak kabul edilip kabul edilmeyeceği muamma. Hepimiz geleceğin bize ne getireceğini göreceğiz.